1. YAZARLAR

  2. Muhsin Nuraydın

  3. Yok edilen geleceğimiz ve Finike
Muhsin Nuraydın

Muhsin Nuraydın

Yazarın Tüm Yazıları >

Yok edilen geleceğimiz ve Finike

Evet, geleceğimiz yok ediliyor. 

Torunlarımıza bırakacağımız miras tarumar ediliyor. Ülkemizin sahip olduğu tarım arazileri, her geçen gün daralıyor; var olanlar da niteliksel/yapısal olarak yok ediliyor. Günümüzde hala üretim yapılan sağlıklı ve nitelikli topraklar, hoyrat uygulamalarla kelimenin tam anlamıyla yok ediliyor. 

Bu uygulamaları birkaç başlıkla inceleyebiliriz.                           

NİTELİKSEL/YAPISAL BOZULMALAR

Tarım arazilerinin azalmasında öncelik zehirlenen topraklarımızdaki niteliksel/yapısal değişimlerdir. Bu konu sağlıklı ürün üretiminin önündeki en büyük engel. 

Tarım arazisi denince toprak akla gelir. Toprak, içinde yaşayan canlılarla birlikte bir bütündür. Bu canlılar toprağın yaşayan bir organizma olarak var olmasını sağlar. Toprak içerisinde yaşayan bu canlılar, toprakta sağlıklı bitkisel üretim için en değerli varlıklardır. 60’lı yıllardan başlayarak ilaç ve gıda tekellerinin daha fazla kar hırsıyla devreye soktuğu kimyasalların kullanımı, topraktaki bu canlıları öldürmeye başlamış ve toprağın canlılığını zaman içinde yok etmiştir. 

Yerel atalık tohumlardan vazgeçilerek hibrit tohumların teşvik edilmesi, bu tohumların aşırı su istemesi nedeniyle topraklarda meydana gelen tuzlanma diğer bir önemli sorundur. Artık geriye toprak görünümlü kum taneleri kalıyor, bitkisel üretim zayıflıyor. Ülkemiz toprakları her geçen gün çölleşiyor. Tarımsal alanların yok edilmesi problemi, sağlıklı bir gelecek için verdiğimiz mücadelenin önündeki en büyük engel oldu.

BİLİME AKLA MANTIĞA AYKIRI PLANLAMALAR

Öte yandan hepimizin bildiği gibi akıl almaz planlamalarla sanayi tesisleri, tarım arazileri üzerine kuruldu ve maalesef kurulmaya devam ediyor. Ya ‘doğal cennet’ olarak nitelenen yerlerde yapılan termik elektrik santrallerinin ortaya çıkardığı kirlilik? En değerli tarımsal üretim alanlarının imara açılması, yaşanan büyük sorunlardan bir diğeri. 

Son yıllarda, fosil yakıtların dünyamıza verdiği büyük zararları minimize etmek için alternatif olarak tercih edilen doğa dostu, yenilenebilir enerji kaynakları; gelişmiş ülkelerin favorisi konumunda. Ancak maalesef ülkemizdeki uygulamalar yine çevre felaketlerine neden olacak şekilde planlanıyor ve uygulanıyor. Evet, en trajikomik durumumuz ise bu topraklarda yenilenebilir ve çevre dostu enerji üretim santrallerimizin dahi bir çevre felaketine dönüşmesidir. 

Jeotermal elektrik santralleri için açılan kuyular ve bu kuyular açılırken ve hatta üretim devam ederken doğaya salınan ağır metaller doğamızı, topraklarımızı zehirliyor. Yine doğa dostu temiz enerji üretim yöntemlerinden biri olan güneş enerjisi santralleri, hatta rüzgar enerjisi santralleri bile bu ülkede bir derttir. Biz bu santrallerimizi de verimli tarım arazileri üzerinde kuruyoruz.

Onlarca yıldır ülkemin dört bir tarafında duyarlı yurdum insanları yaşam alanlarını savunmak için direniyor. HES’lere, termik santrallere ve maden sahalarının doğa tahribatlarına karşı direniş haberleri özellikle sosyal medya platformlarında sık sık gündeme geliyor. 

Ya nükleer enerji santralleri? Türkiye’de yapımı büyük tepkilere neden olan şimdilik 2 adet nükleer enerji santrali projesi var. Nükleer enerji santralleri; Rusya’da Çernobil ve Japonya’da Fukuşima felaketlerinin ardından tüm dünyanın gündemine oturdu. Uzun yıllar boyunca temiz enerji kaynağı olarak lanse edilen nükleer santrallerin en küçük bir kazada dahi yarattığı çevre tahribatları tüm yönleriyle açığa çıktı. Sadece kazalar da mı? Hayır. Enerji üretimi sonrasında oluşan nükleer artıkların da büyük boyutta çevre tahribatı yarattığı artık biliniyor. 

OTOYOL BÖLÜNMÜŞ YOL VE FİNİKE

Yine aklı başında herkesin bildiği bir diğer gerçek: otoyol/bölünmüş yol yapımı sırasında tarih/doğa katliamı yanı sıra tarım arazilerine verilen zararların da boyutu azımsanmayacak seviyede. 

Otoyol ve köprülerin yapımı için tarım ve orman arazileri “leblebi çekirdek” gibi tüketiliyor, yok ediliyor. 

Şimdi Antalya’nın şirin ilçelerinden Finike halkı da diken üstünde. Alternatif Turizm Yolu adıyla anılan ve Finike ile Kumluca ilçeleri arasında planlanan yeni “Bölünmüş Yol” tüm duyarlı insanları ve bölge halkını huzursuz ediyor. Planlanan yol, dünya çapında tanınmış ve “Coğrafi İşaret Tescilli Finike Portakalı”nın yetiştirildiği narenciye bahçelerinin tam ortasından geçiyor. 

Finike portakalı ile birlikte ilçenin en eski yerleşim alanı İskele Mahallesi de tarihi dokusunu kaybedecek. 15 kilometresi Finike'de ve 23 kilometresi de Kumluca ilçesinde projelendirilen yol, arkeolojik ve doğal sit alanlarını da etkileyecek. Özel Çevre Koruma Bölgesinde yer alan Kaş-Kekova bölgesinin de etkileneceği ve bu yıkımdan payına düşeni alacağı vurgulanıyor.  

5 YIL BOYUNCA AYDA 234 ADET DİNAMİTLİ PATLATMA

Toplam 12 kilometreyi bulan dört ayrı tünel ile 10 köprüden oluşan 26 metre genişliğindeki bölünmüş yol projesinin kapsadığı arazi, yaklaşık 1 milyon metrekare. Yapımının 5 yıl sürmesi planlanıyor. Proje için; ayda 234 dinamitli patlatma yapılması öngörülüyor. Bu proje sırasında yapılacak dinamitli patlatmaların çevreye vereceği zararları öngörememek mümkün değil. Bölge halkı projenin uygulanmasına şiddetle karşı çıkıyor. Alternatif çözümlerin bulunması için girişimlerde bulunuyor. 

Peki, ne tür bir çözüm? En akılcı yöntemin halen var olan yolun revize edilmesi dillendiriliyor. Halen kullanılmakta olan Finike-Kumluca yolunun genişletilmesi akla en yatkın çözüm olarak görülüyor.

Lütfen geleceğimize sahip çıkalım! Finike halkının Change Org’ta açtığı imza kampanyasına destek verelim, imzalayalım. 

Önceki ve Sonraki Yazılar