1. YAZARLAR

  2. Erdem Güner

  3. Yeni Ekonomik Program’da tarıma dair yeni bir şey yok
Erdem Güner

Erdem Güner

Gazeteci / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Ekonomik Program’da tarıma dair yeni bir şey yok

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Yeni Ekonomik Program’ı açıkladı. Ancak Yeni Ekonomik Program’da bazı ufak tefek vaatler dışında tarıma dair yeni bir şey yok. 

Bakan Berat Albayrak’ın açıkladığı Yeni Ekonomik Program’da (YEP) tarıma ilişkin konuların ağırlıklı olarak çiftçi penceresinden değil; tüketici penceresinden bakarak ele alındığı görüldü. Bu doğrultuda gerçekleştirilecek çalışmalar tarif edilirken sık sık “gıda enflasyonunun düşürmek”ten bahsedildi. 

Tarımla ilgili tek meselemiz keşke gıda enflasyonunu düşürmek olsaydı. Gıda enflasyonu elbette çok önemli bir memleket meselesidir ama böyle giderse yurt içinde ürettiğimiz gıda miktarı ülke ihtiyacını karşılamaya bile yetmeyecek. 

ÇİFTÇİ ASGARİ ÜRETİM ŞARTLARININ TEMİN EDİLMESİNİ BEKLİYOR

O nedenle bunca güncel ihtiyacın içinde, milyonlarca çiftçinin gündemi gıda enflasyonu değil. Çiftçinin gündemi ve beklentisi, üretime devam edebilmenin ekonomik şartlarının temin edilmesidir. 

YEP’te bu şartları temin edecek herhangi bir uygulamadan bahsedilmiyor. YEP kapsamında gerçekleştirileceği bildirilen uygulamaları ve görüşlerimizi tek tek ele alalım. 

YEP ÇİFTÇİYE DEĞİL GIDA ENFLASYONUNA ODAKLANMIŞ

01) Gıda üretimini arttırmak için sulama yatırımları yapılacak ve sebze-meyve fiyatlarında dönemsel dalgalanmaların önlenmesi amacıyla sera yatırımları teşvik edilecek.

Hükümetin konuya bakışı “gıda enflasyonu” çerçevesiyle sınırlı. Gıda üretiminin istikrarlı, sürdürülebilir, öngörülebilir şartlarla gerçekleştirilmesi yerine, kestirmeden gıda enflasyonunu çözmek istiyorlar. Halbuki, sektörün de çiftçinin de tüketicinin de asıl sorunu düzenli ve yeterli üretimdir. Gıda enflasyonu düzensizliğin bir sonucudur ancak. Sonucu, sanki her şeyin nedeniymiş gibi ele alıp çıkacağınız yolda, ancak başarısız olursunuz. 

Tarımsal üretim çoğu durumda dönemseldir ve siz bunu daha çok sera yaparak çözemezsiniz. Mesela ne kadar sera yaparsanız yapın, çakışma döneminde tarla domatesi piyasaya çıkınca fiyatlar dibe çakılır. Sadece pahalı seraların üretim yapabildiği (soğuk, don vb) ekstrem dönemlerde de fiyatlar zirve yapar. Buna sera sayısıyla engel olamazsınız. 

Sulama yatırımları konusu ise herhalde asgari 30 yıllık bir projeksiyon demektir; yapılması çok güzel bir şey olur ama bugünkü meselemizi çözmez. 

Öte yandan sulama yatırımı demek, o yörenin bitki örtüsünü hatta abartmış olmayız; coğrafi özelliklerini bile değiştirmek demektir. “Yatırımı yaptım her şey düzeldi!” Böyle bir şey yok. 

HAL YASASI YENİDEN!

02) Hal Yasası ile üretici ve tüketici fiyatları arasındaki fark optimize edilecek, sebze-meyve ticareti kayıt altına alınacak, aracılar denetlenecek, hallerin altyapısı yenilenecek ve modernizasyonu sağlanacak. 

Defalarca güncellenen ve önce süpermarketlerin bütün arzularını yerine getirecek şekilde çıkarılan Hal Yasası, nihayetinde halcilerin bazı taleplerini yerine getiren bir şekle sokulmuş ve son halini almıştı. Marketleri kısıtlayan; sermaye gücüyle çiftçiyi ezmesinin önüne geçen bütün engeller, Hal Yasası sayesinde kaldırıldı. Şimdi Hal Yasası’nın tekrar değiştirileceğinin müjdesi (!) veriliyor. 

Sebze ve meyve ticaretinin kayıt altına alınması konusu da yine marketlerin talepleri doğrultusunda, Hal Yasası sayesinde ortadan kaldırılmıştı. Bugün marketler istedikleri yerde istedikleri gibi sorgusuz sualsiz alım merkezi kurabiliyorlar ve “beyan” usulüyle vergi ödüyorlar. Yani market kendi kaydını kendi tutuyor, denetleyen takip eden kimse yok. 

YEP ile birlikte bahsedilen Hal Yasası revizyonu, yasada neleri revize edecek bilmiyoruz. Ama revizyon, üretici fiyatıyla perakende fiyatı arasındaki farkı regüle etme iddiasıyla yapılacaksa, o işin de Hal Yasası ile alakası yok. Tekelleşen pazarlama süreçleriyle ilgisi var ve siz üretici birliklerine ticaret yasağı getiren düzenlemeleri kaldırmadıkça, yapacağınız hiçbir şey ürün pazarlama süreçlerindeki tekelleşmiş süreçleri değiştiremez. 

KÖTÜ BİR ŞEYİN SONUCUYLA DEĞİL NEDENİYLE SAVAŞILIR

03) Perakende Yasası ile gıda tedarikçilerini korumaya ve gıda enflasyonunu önlemeye yönelik düzenlemeler yapılacak.

Meselelerin odağına gıda enflasyonunun konduğunu gösteren bir başka madde de budur. Gıda enflasyonu işin odağında değildir, gıda enflasyonu bir sürü haksız ve yanlış uygulamanın bir sürü olumsuz sonucundan birisidir. Gıda enflasyonuyla savaşılmaz, herhangi kötü bir şeyin sonucuyla savaşılmaz; o şeyin nedeniyle savaşmalısınız. 

Bize göre Perakende Yasası’nın koruyacağı “gıda tedarikçileri”nin de kimler olduğunun açıkça ifade edilmesi gerekirdi. Tüccarlar mı? Komisyoncular mı? Manavlar mı? Marketler mi? 

Peki, üretici? Sıra üreticiye ne zaman gelecek?

TÜKETİCİNİN TERCİH ÖZGÜRLÜĞÜYLE ÜRETİCİ KAZANCI ARASINDA İLİŞKİ YOK

04) Gıda fiyatları başta olmak üzere marketlerdeki fiyatları karşılaştırmayı kolaylaştıracak, böylece fiyat rekabetini arttıracak internet tabanlı bir bilgi işlem altyapısı kurularak yerel marketlerdeki fiyatlar mobil uygulamalar yoluyla vatandaşın bilgisine sunulacak.

Yine asıl meselenin gıda fiyatları olduğunu ima eden bir madde daha. Bunu artık tekrar etmeden, bir internet uygulamasından fiyatların dengelenmesi yönünde nasıl bir fayda üretileceğini kısaca tartışalım. 

Fiyat karşılaştırması yapan bir uygulama, tüketicinin erişim alanındaki marketlerde fiyat rekabeti konusunda tercih şansını arttıracaktır. Yani yine tüketiciye odaklanan bir uygulama olarak bazı faydaları olacaktır. Tüketiciler adına bu uygulamayı destekler, hayata geçmesinden memnun oluruz. 

Ancak tarım sektörüne yönelik hiç bir fayda üretmez. Çünkü üretici fiyatıyla tüketici fiyatı arasındaki uçurumun tüketicinin fiyat seçeneklerinin artmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Tüketici, o çevrede büyük ihtimalle aynı komisyoncunun servis yaptığı diyelim 15 marketin fiyat seçeneklerinden haberdar olunca üreticinin cebine daha mı fazla para girecek? Böyle bir şey yok.  

ÇİFTÇİYE ÜRET DİYEN DEVLET BİR YANDAN İTHAL EDECEK

05) Gıda fiyatlarında mevsimsel dalgalanmaları engellemek amacıyla Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) ile Et ve Süt Kurumu (ESK) etkin ithalat ve ihracat uygulamaları, alım, satım ve depolama işlemleriyle piyasada yer alarak gıda fiyatlarında dengelerin korunmasına daha güçlü destek verecektir. 

Yine asıl meselenin gıda fiyatı olduğu görüşünden hareket eden başka bir başlık. Bundan bahsetmiştik. Mevsimsel fiyat dalgalanmalarından da bahsettik. Bu başlıkta dikkat çeken husus; TMO ve ESK’nın ithalat, ihracat, alım, satım ve depolama uygulamalarıyla piyasalara daha sert ve güçlü şekilde müdahale edeceğinin bildirilmesidir. 

Ancak burada iki temel sıkıntı vardır. Birincisi depolanabilir tarımsal emtia ticaretiyle ilgili çıkarılan Lisanslı Depoculuk Kanunu bu maddenin tamamen zıddına işaret eden bir düzenleme getiriyor. Yani diyor ki, “İsteyen herkes, istediği zaman ve istediği kadar elektronik ürün senedi (ELÜS) satın alabilir, satabilir, ticaretini istediği gibi yapabilir.” 

Öte yandan örneğin TMO mevzuatı, kuruluşa hakikaten de alım satım yaparak piyasalara müdahale etme yetkisi ve görevi veriyor. 

Peki, bir devlet kuruluşunun piyasa fiyatlarını regüle etmek üzere alım, satım hatta ithalat, ihracat yapması Lisanslı Depoculuk Kanunu’na ve ötesinde serbest piyasa düzenine aykırı değil midir? 

İkinci sıkıntı ise şu: TMO ve ESK gibi kurumların, özellikle ithalat aracını kullanmaya başlaması regülasyonun ötesine geçerek birilerini pataklama etkisi yapıyor. Genellikle de çiftçiyi. İthalata külliyen karşı değiliz ama ithal edilen her gramın, çiftçinin cebinden çıkan para olduğunu da biliriz. Dünyanın en basit formülü. Başka türlüsünü düşünmek, hem matematik bilimine hem de ekonomi prensiplerine aykırı olur. 

BİRLİKLER ŞİRKETLERLE EŞİT KOŞULLARDA OLMALI

06) Kooperatifçiliğin gelişimine engel teşkil eden mevzuat düzenlemeleri kaldırılacak. 

Kooperatifçiliğin ve üretici birliklerinin gelişimiyle ilgili engelleyici mevzuatın yürürlükten kaldırılması, senelerdir konuşulan bir konu ancak bir arpa boyu mesafe alınmış değil. Konunun çok boyutlu bir özelliği var ve gerçekten karmaşık bir mesele. 

Özetle birliklerin ve kooperatiflerin piyasada, tıpkı rekabet ettikleri şirketler gibi tam yetkili birer aktör olmalarını sağlamadığınız sürece, bu konu üzerinde hala konuşmak, çiftçinin aklına, kişiliğine saygısızlıktır. Çiftçi birlikleri üretim, işleme, depolama, lojistik, pazarlama ve satış konularında tıpkı şirketler gibi davranabilmelidirler. Onun dışındaki her söz boş vaattir. 

ÖLÇEK BÜYÜTME HEDEFİ KİME YARAR?

07) Tarım, hayvancılık ve balıkçılık işletmeleri ile üretici birlikleri ve kooperatiflerin kurumsallaşması, ölçeğin büyütülmesi ve yaygınlaştırılması desteklenecek. 

Torba madde gibi düzenlenmiş olan bu maddede tarım, hayvancılık, balıkçılık, ölçek sorunu, kooperatifler ve üretici birlikleri bir arada sayılmış. Yani Miras Hukuku, Kooperatifler Kanunu, su ürünleri mevzuatı, tarım mevzuatı, hayvancılık mevzuatı aynı konu çerçevesinde; işletme ölçeklerinin büyümesi çerçevesinde ele alınacak. 

Bahsi geçen ölçek büyümesi meselesi ise günümüz şartlarında küçük işletmelerin sermaye sahiplerinin elinde toplanacak şekilde satılması ve küçük çiftçilerin topraksızlaşması demektir. Bütün bu başlıklar nasıl harmanlanacak ve ne gibi bir çıktı hedefleniyor, kestirmek zor. 

SÖZLEŞMELİ TARIM - SÖZLEŞMESİZ TARIM

08) Tarımda sözleşmeli üretim modeli yaygınlaştırılacak. 

Sözleşmeli üretim, çoğu durumda “alım garantili üretim” gibi anlaşılıyor. Doğru değildir. Sözleşmeli üretim, ürünün satılacağı mecra daha üretim başlamadan önce belirlenmiş; siparişi alınmış; satış sözleşmesi yapılmış üretim modeli demektir. Hukuki temele dayalı güvenli bir üretim modeli olarak bilinir. Eğer sözleşmeniz varsa. 

Hükümet ya da devletin bir kurumu kendi organizasyonuyla sözleşmeli tarım yapmıyorsa, bu modelin yaygınlaşmasına katkı yapamaz. Özel sektör girişimlerini sözleşmeli tarıma zorlayacak değil; öyleyse sözleşmeli tarımın kurallarını net biçimde belirlemesi modelin yaygınlaşmasına yarayabilir. 

Yoksa geçen aylarda salçalık domates üreticisinin içine düştüğü durum gibi elinde sözleşme olmadan “sözleşmeli tarım” yapıp perişan olması ihtimali var. Biliyorsunuz salça fabrikaları aracı taşeronlar aracılığıyla güya sözleşmeli üretim yaptırarak binlerce çiftçiye domates diktirdi ama çeşitli nedenlerle alım yapmadılar. Olayda ne fabrikalar ne de taşeron aracılar sorumluluk almadı. Hiç kimse için de hukuki bir süreç işletilmedi. Binlerce çiftçi domateslerini tarlada çürümeye bırakırken, hiç kimse gidip de “sözleşmeli tarım, falan filan” demedi. Sözleşmeli tarım o gün lazımdı, hâlbuki. 

HAYVAN SAYISI İTHALATLA MI ARTACAK?

09) Küçükbaş hayvan üretiminde verimlilik ve hayvan sayısının arttırılmasına yönelik faaliyetler desteklenecek. 

Verimlilik ve hayvan sayısındaki artışa yönelik çalışmaların desteklenmesini çok önemli buluyoruz. 

Ancak bahsi geçen küçükbaş hayvancılıkla ilgili bu vaadin ne anlama geldiği belirsizdir. Hayvan sayısının artışını mesela ithalatla mı sağlayacağız? İthal edip ücretsiz olarak çiftçiye mi dağıtacağız? Değilse hayvan sahiplerine kuzu başına destek mi vereceğiz? Bugüne kadar hayvancılık yapmamış yeni çiftçilerimiz mi olacak? Bunu da zamanla öğreneceğiz. 

REKOLTEYİ HABER VEREN ERKEN UYARI SİSTEMİ

10) Tarım ürünlerinde arz ve rekolte tahminlerinin sağlıklı yapılabilmesine imkan veren bir erken uyarı sistemi kurulacak. 

Bu sene fındık rekoltesiyle ilgili tartışmalar ve devamındaki olaylar, bir milletvekilinin partisinden atılmasına kadar gitti. Üretici çevrelerine göre rekolte 570.000 ton civarındaydı. Sezon boyu meydana gelen iklim olayları ve su ana kadar gerçekleşen fiyatlar da buna yakın bir tahmini destekliyor. Hükümet tarafı ise 670.000 ton diyordu. Gene bazı devlet kuruluşlarına göre 632.000 ton civarı fındık hasat edilecekti. Anlaşılan o ki hükümet, bir tarım ürününün rekoltesini tahmin edip, tahminini resmi bilgi olarak yayınlayabilmenin hayati önemini anlamış görünüyor. 

Düzgün istatistik verilerimiz olmadığı için net miktarı bilme şansımız yok. Ama fiyatların seyrinden piyasanın tepkisini, oradan da rekoltenin ne kadar olduğunu aşağı yukarı tahin etmek mümkün. Zaman, gerçek fındık rekoltesini iyi kötü gösterecek. 

“Tarım ürünlerinde” erken uyarı sistemi derken, bütün tarım ürünlerini içerecek bir “algoritmalar ordusundan” bahsediliyorsa bunu da ilginç buluyorum. Çünkü sadece örneğin fındık için kurulacak bir sistemden bahsedilse, insan ikna olabilir. Ama “tarım ürünleri” diyerek olağanüstü genişlikte bir çerçeveden bahsediliyorsa, en insaflı ifadeyle ikna edici değil derim. 

Kaldı ki çiftçi başındaki mevcut dertleriyle, rekolteyi erkenden bilse ne olacak? Çiftçinin meselesi bu değil. Fındık örneğinde de olduğu gibi çiftçi rekolteyi herkesten önce ve en isabetli şekilde tahmin edebiliyor zaten.

Bütün bunlar tarım sektörünün sorunlarını çözmeyi hedefleyen üstünde hazırlıklar yapılmış çalışmalardan ziyade; insanların kaygılarını dizginlemeyi amaçlayan, acele ile ve azami birkaç saatte hazırlanmış sözlere benziyor. 

Önceki ve Sonraki Yazılar