1. YAZARLAR

  2. Emrah Sefa

  3. Tarımda ortaklaşma
Emrah Sefa

Emrah Sefa

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarımda ortaklaşma

Aşağıdaki fotoğrafı “Türkiye; dünyanın yedinci büyük tarım ülkesi” başlığıyla NASA paylaşmış. Antalya’nın Elmalı ve Korkuteli ilçelerinden yaklaşık 6 hektarlık bir alanı kapsayan fotoğraf, gelişigüzel bölünmüş tarım arazilerini gösteriyor.

nasa-paylasimi.jpgNASA, paylaşımın altına Antalya tarımıyla ilgili bilgiler de serpiştirmiş. Türkiye’nin, dünyanın en büyük yedinci tarım üreticisi olduğu; çoğunluğu aileler tarafından işletilen yaklaşık üç milyon işletmenin bulunduğu; daha çok turistik yönüyle bilinen Antalya’nın yaklaşık 270 milyon dolar değerinde tarımsal üretime sahip olduğu, ülkedeki işgücünün yaklaşık dörtte birinin tarımda istihdam edildiği kaydedildiği vs.

Buraya kadar her şey güzel görünüyor. Tarım ülkesi Türkiye, milyonlarca dolarlık üretim, istihdam… Soyut bir dama tahtası gibi dizilmiş tarlalar… Elbette bu, fotoğrafa nereden baktığınızla ilgili. Klimt tablosundaki yorgana bakar gibi izleyebilir veya gerçekleri görmek için tablonun arkasına bakabiliriz.

Türkiye’de tarımın durumu hayli vahim. Tarımda kendine yeten ülke unvanını çoktan yitirmiş bir ülke var karşımızda. Yakın geçmişe kadar ambarı olduğumuz tahıl ürünleri, saman, et hatta üretiminde dünya lideri olduğumuz fındık, incir, kayısı bile ithal ediliyor. Dışa bağımlı olmadığımız önemli bir başlıkta bağımsızlığını yitirmiş bir vatanız artık.

Bir tarım politikasının varlığından söz edebilir miyiz? Devletin tarım işletmeleriyle kalkınmaya ön ayak olduğu Cumhuriyetin ilk yıllarında evet. Bugün ise hayır!

Post modern bir sömürge olarak Türkiye’de tarım politikası, emperyalist ülkelerin hammadde/pazar ihtiyacı doğrultusunda ve çok uluslu şirketlerin çıkarları ekseninde yol alıyor. Peki nereye doğru?

Soruyu başka bir biçimde soralım: Sözünü ettiğimiz emperyalist devletler veya büyük şirketler, sömürge ülkelerde tarımsal üretimin yok olmasına göz yumuyor veya başka bir deyişle umursamıyor olabilir mi? Peki ama bunu neden istesinler? Bu gidişle birkaç on yıl içinde verimli tarım arazilerinin ciddi oranda azalacağı ön görülüyor. Bu durum aynı şirketlerin kazancını tehdit etmiyor mu? Bunu göremeyecek kadar aciz olabilirler mi? Yoksa kapitalizmin doğası gereği buna engel olacak mekanizmalardan yoksunlar mı?

Son soruda aslında cevabı vermiş olduk.

NASA’nın paylaşımına dönelim. Fotoğrafta 6 hektarlık alanda rastgele bölünmüş binlerce tarla görülüyor. Tarımda verimi düşüren önemli konulardan biri de arazilerin bölünmesi. Miras yoluyla her nesilde birkaç parçaya ayrılan araziler giderek küçülüyor. Kapitalist ekonomilerin bile özel mülkiyete dayalı anlayışlarına ters düşme pahasına bu yanlıştan döndüğünü biliyoruz. Türkiye’de 2014 yılında çıkarılan bir kanunla tarım arazileri miras yoluyla bölünemiyor.

Burada yukardaki soruya bir cevap bulmuş olabilir miyiz diye düşünmeden edemiyor insan. Kapitalist devlet tarımsal üretimi tehdit eden bu soruna karşı önlem almış gibi görünüyor. Ancak bu kadar basit değil. Mesele sadece arazinin bölünmesini engellemekle bitmiyor. Çiftçiyi ve üretimi, bölünmemiş hatta birleştirilmiş arazilerde ortaklaştıramadığınız sürece çıkardığınız kanunlar göz boyamacılıktan öteye gitmiyor.

Tarımda ortaklaşma deyince Sovyetler Birliği’nin uyguladığı tarım politikaları akla geliyor. Devrimin hemen ertesinde hayata geçirilen tarım reformu sayesinde her biri kendince ekip biçen çiftçiler tek ve ortak üretime geçirilirken, son derece yoksul bir coğrafya olan Sovyetler Birliği kısa sürede kalkınmayı başarmıştı. Çarlık döneminde açlıktan kırılma noktasına gelen Sovyet toplulukları artık ortaklaştırılmış çiftliklerde (kolhoz) veya kamuya ait tarım işletmelerinde (sovhoz) çalışıyor ve eskiye nazaran çok daha yüksek verim elde ediyordu. Elbette bu başarının, kollektivizasyon politikalarının “özel mülkiyetin ortadan kaldırılması” ile paralel hayata geçirilmesi sonucu gerçekleştiğini söylemek gerekiyor.

Tarımda kollektivizasyon yani ortaklaşma uygulayan ülkelerin büyük çoğunluğunun sosyalist ekonomi modelini benimsemiş olmaları şaşırtıcı değil. ABD’nin yanı başında sosyalizmden geri adım atmamakta kararlı Küba’da da kollektivizasyon politikaları başarıyla uygulanıyor. Birçok yönden dezavantajlı bir ülke olan Küba, yıllardır süren ABD ablukasına rağmen kendi kendine yetmeyi başarıyor.

Benzer tarım uygulamalarını bazı kapitalist ülkelerde de görmek mümkün. Bunların en ünlüsü de İsrail. 1900’lü yılların başında kolektif çiftlikler olarak hayata geçirilen Kibutz’lar, bugün sanayi ve ortak yaşam alanlarını da kapsayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Kibutz’ların İsrail tarımına katkısı yadsınmayacak ölçüde.

Tarımda ortaklaşmanın faydalarına ülkemizden de örnek bulmak mümkün. Tarihi Cumhuriyete kadar uzanan üretici birlikleri, çiftçinin emeğini aç gözlü şirketlere karşı bir nebze olsun koruyordu. Bugün üretici birlikleri, 1980 sonrası neo liberal politikaların bir sonucu olarak arkalarındaki devlet desteğini büyük ölçüde yitirmiş durumda.

İşin özü birlikte, birleşmekte. Tarlaları böldükçe, çiftçiyi örgütsüz bıraktıkça tarım çöküyor, çiftçi yok oluyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar