1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Tarım ulusal güvenlik meselesidir

Tarım ulusal güvenlik meselesidir

Tarım siyaseti konusunda çalışmaları da bulunan akademisyen Aysuda Kölemen, tarımın birçok ülkede ulusal güvenlik konusu olarak algılandığını söyledi. 

Tarım ulusal güvenlik meselesidir

Hal Postası - Tarım siyaseti konusunda çalışmaları da bulunan akademisyen Aysuda Kölemen, tarımın birçok ülkede ulusal güvenlik konusu olarak algılandığını söyledi. 

Karşılaştırmalı Siyaset ve Uluslararası İlişkiler uzmanı akademisyen Aysuda Kölemen ile Gazeteci ve akademisyen Ayşe Çavdar’ın Medyascope’ta yayınladığı Şimdiki Zaman* adlı programın 17 Şubat 2020 tarihli yayınında, tarımın “ulusal güvenlik konusu” olduğu tespiti yapıldı.  

kruscev-sscb.jpg

 

Farklı konularda sohbet formatında yayınlanan Şimdiki Zaman programının, 17 Şubat tarihli yayınında tarım konusu ele alındı. Aysuda Kölemen programda, tarımın birçok ülkede ulusal güvenlikle beraber planlanan bir sektör olduğunu söyledi ve daha önce yaptığı akademik bir çalışmada elde ettiği verilerden bahsetti. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) örneğine değinen Aysuda Kölemen, “SSCB’nin dağılmaya başladığının sinyali, ABD’den buğday ithal etmesiyle örneklendirilir. Dağılma sürecinin kendi ekmeğini düşmanından satın almakla başladığı söylenir” diye konuştu. 

TARIM VE ULUSAL GÜVENLİK İLİŞKİSİ

Kölemen sözlerini, “Siyasette tarım ve güvenlik ilişkisi çok konuşulan bir konu değil. Oysa bazı ülkeler bunun farkında ve milli güvenlik politikaları haline getirmiş durumda. Mesela İsviçre, Norveç ve Japonya. Özellikle Japonya ve İsviçre bunu açık şekilde söylüyor. İsviçre bunu anayasasına koymuş. Bu ülkeler için gıda güvenliği, güvenlik politikalarının çok önemli bir parçası” şeklinde sürdürdü. 

YERLİ KORUMACI POLİTİKA ÖRNEĞİ: JAPONYA

Japonya’nın tarım politikaları konusunda Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ile ters düştüğünü belirten Kölemen, ülkede devlet politikası olarak sıkı korumacı bir politika izlendiğini kaydetti. Kölemen sözlerini şöyle sürdürdü, “Japonya, samimi olarak gıda güvenliğini ön planda tutmaya çalıştığını söylüyor. Çünkü bir ada ülkesi. Nüfusunun tamamını besleyecek toprağı yok. Ama ticareti tamamen serbest bıraktıklarında buğdayı, pirinci ve eti başka ülkelerden ithal edeceklerini ve kendi çiftçilerini koruyamayacaklarını biliyorlar. Çünkü öteki durumda çiftçi üretmeyi bırakacak. Japonya’da balık hariç, çiftçilik yapmak çok zor ve pahalı. Maliyetler, fiyatlar pahalı. Ama Japon hükümeti, ithal ettiği tarımsal ürünlerin fiyatlarını da yüksek tutarak, üreticiyi rekabet edecek şekilde tutabiliyor. DTÖ ise bu argümanı reddediyor. Dışarıya bağımlı olmak diye bir şey yok, biz de senin arabana bağlıyız sonuçta, diyor. Biz senden araba alırız, sen de bizden buğday alırsın. Japonlar da diyor ki: İklim değişikliği kapıda. Avustralya’da kuraklık oldu, ABD’yi sel bastı... Buğday rekolteleri azaldı... Bu durumda bu ülkeler bana mı ihraç yapacaklar yoksa önce kendi halklarını mı besleyecekler?”

japonya.jpg

 

“TARIM MİLLİ GÜVENLİK KONUSUDUR”

Avrupa’da ve Amerika Birleşik Devletleri’nde güçlü tarımsal desteklemeler sayesinde üretimin her zaman güçlü olduğunu kaydeden Aysuda Kölemen, gelişmiş ülkelerde çiftçi nüfusunun %3 civarında olduğunu söyledi ve seçmen sayısı olarak kalabalık olmadıklarını kaydetti. Buna karşın çiftçinin sosyal anlamda başka bir önemi olduğunu vurgulayan Kölemen sözlerini şöyle sürdürdü, “Sübvansiyonun amacı sadece desteklemek değil. Çiftçinin, yaşam döngüsü içinde bir segment olarak varlığını korumak için veriliyor destekler. Bunu en açık yapan ülke Japonya. Yüzde 3’lük çiftçi varlığından bağımsız, 30 yıl sonra tarım kültürünün yok olmasını istemiyorlar çünkü. Tarım kültürü, transferi kolay yapılan bir şey değil. Toprak özelliğini kaybediyor, üretici alışkanlıklarından uzaklaşıyor... Japonya ve İsviçre’nin bu işin üzerine düşmelerinin nedeni, adacık gibi küçük ülkeler olmaları; savaşlar nedeniyle yokluk çekmeleri ve dışa bağımlı olmaları. Bu yüzden 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bunu bir milli güvenlik konusu olarak görmeye başlıyorlar.” 

162.jpg

“ESKİDEN PAVYONA ÇİFTÇİ GİDERDİ ŞİMDİ TÜCCAR GİDİYOR”

Türkiye’nin 20 sene önceye kadar, ürettiği kalori olarak kendine yeten bir ülke olduğunu ancak son 20 yıldır buğdaydan, pirince, nohuta kadar her şeyin ithal edildiğini anlatan Aysuda Kölemen, “Bu bir güvenlik zaafıdır. Burada soru şu: kendi kendine yetebilen bir ülkeyken neden dışa bağımlıyız? Çünkü çiftçi gücünü kaybettikçe üretim azalıyor, üretim azalınca da şehirlerde fahiş fiyatlarla sebze-meyve satılıyor. Çukurova’da kilosu 50 kuruşa satılan meyveler, 30 kuruşa satılan brokoli var. Bunların market satış fiyatları 8 lira. Bir örnek vereyim: Adana’da bir çiftçi bana dedi ki: Burada bar ve pavyonlara eskiden çiftçiler giderdi çünkü paramız vardı. Artık buralara aracı tüccarlar gidiyor çünkü çiftçi aç. Çiftçi güçsüz bırakılıyor çünkü malını satmak için pazarlık gücü yok. Ekim planı yok. Tarım Bakanlığı; o sene hangi bölgede ne ekilmesi gerektiği, hangi üründe stok fazlası olduğuna dair bir planlama sunmuyor çiftçiye. İnsanlar o sene ne ekip biçeceğini bilmeden hareket ediyor. Ama en önemlisi köylü, devlete güvenmiyor” şeklinde konuştu. 

 

*Programı izlemek için: t.ly/1wdF

Önceki ve Sonraki Haberler