1. YAZARLAR

  2. Emrah Sefa

  3. Tarım toplumu: Hata mı, ilerleme mi?
Emrah Sefa

Emrah Sefa

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarım toplumu: Hata mı, ilerleme mi?

Eski bir tartışma konusu olsa da güncelliğini kolay kolay yitirmeyeceğe benziyor.

Popüler bilim yazarı Prof. Dr. Jared Diamond, otuz yıldan fazla bir süre önce yazdığı makalesinde, insanlığın tarihindeki en büyük hata olarak avcı toplayıcılıktan tarıma geçişi gösteriyordu.

Ülkemizde daha çok “Tüfek, Mikrop, Çelik” kitabının yazarı olarak tanınan Diamond’un bu iddiasını destekleyen hayli güçlü savları var. Fizyolojik ve kültürel olarak iki ana başlıkta toplanan bu savlar, halen günümüzde varlıklarını sürdüren avcı toplayıcı toplulukların gözlemlenmesi ile arkaik insan türleri Homo Sapiens, Homo Neanderthalensis ve Homo Erectus üzerindeki araştırmalara dayanıyor.

Kısaca yeniden hatırlamak gerekirse fizyolojik olarak avcı toplayıcı topluluklar, Neolitik dönemde tarıma geçen insanlara göre çok daha sağlıklı ve konforlu yaşıyordu. Hayatta kalabilme adına bedensel olarak her zaman aktif olan avcı toplayıcılar, aynı zamanda gelişmiş zihinsel becerilere de sahipti. Yapılan araştırmalar, avcı toplayıcı topluluklarda kilo fazlalığı, şeker, tansiyon, alzheimer gibi hastalıklara neredeyse hiç rastlanmadığını gösteriyor. Aynı zamanda kaynağı genellikle ehilleştirilmiş hayvanlar olan ve insanlığın tarım toplumuna geçişle birlikte tanıştığı bulaşıcı hastalıklar da avcı toplayıcıların hayatında yer edinmiyor.

Avcı toplayıcılar kuşkusuz çok daha iyi besleniyordu. Yemek menülerinde yüzlerce bitki ve taze et bulunuyordu. Tarım toplumu ise kısıtlı sayıda besin maddesi ile yaşamını sürdürüyordu. Türümüz Homo Sapiens de dahil olmak üzere arkaik insan türleri üzerinde yürütülen antropolojik araştırmalar, tarım toplumuna geçişle birlikte insan neslinin kısaldığını ortaya koyuyor. Eski kafatasları incelendiğinde, diş çürümelerinin tarım toplumu ile birlikte ortaya çıktığı, avcı toplayıcı ataların böyle bir problemi olmadığı görülüyor. 

tarima-gecis.jpg

Diğer yandan avcı toplayıcılar, tarım insanları kadar çok çalışmıyordu. Haftada en az 40-48 saat çalışan modern insanın aksine günümüzde hala varlıklarını sürdüren avcı toplayıcılar 2-3 günde bir avlanarak yaşamlarını çok daha konforlu bir şekilde sürdürüyor. Üstelik özellikle kadınlar, modern kadınlara yaşamı dar eden ev işlerinin birçoğundan da habersiz! Avcı toplayıcılar, hava ve su kirliliği, trafik, gürültü, kalabalık gibi stres kaynaklarından da uzak yaşıyor.

Kültürel açıdan ise tarım devrimi, sınıflı toplumların kaynağı olarak gösterildiği için de “hata” yaftasını yiyor. Her ne kadar Jared Diamond ve konuyu ele alan çok sayıda uzmanın ağzından “sınıf” sözcüğü çıkmasa da tarıma geçişle birlikte ortaya çıkan yönetici erkinin giderek totaliter rejimlere dönüştüğü vurgulanıyor.

Gerçekten de avcı toplayıcı kabilelerin son derece eşitlikçi bir yapıda olduklarını biliyoruz. Gerek arkeolojik bulgularda gerekse de bugünün az sayıda avcı toplayıcı topluluğunda bir yönetici sınıfın varlığına veya en küçük bir eşitsizliğe rastlanmış değil. 

Bitkileri ve hayvanları ehilleştirerek yerleşik hayatın temellerini atan insanlık, aynı zamanda karmaşık problemlerin de üstesinden gelmek zorundaydı. Ektiği ile biçtiği arasındaki tutarsızlık her yıl farklı boyutta gerçekleşiyordu. Öngörülemeyen doğa olayları mahsulü azaltıyor, hatta kimi zaman kıtlığa neden olabiliyordu. Kendisine yıl boyu yetecek miktarda ürünü garanti edebilmek adına giderek daha fazla ürün ekmeye yönelen insan için fazla mahsul bir sorun teşkil etmeye başladı. Yeterli depolama alanı bulmak, ürüne dadanan daha fazla kemirgenle baş etmek gibi sıkıntılar, ilkel tarım topluluklarını fazla ürünü yok etmeye yönelttiyse de bu çok uzun sürmedi. Yerleşik hayatın bir gerekliliği olarak; çiftçi toplulukların evlerini inşa eden ustalar, hastalara ilaç yazan ve gerektiğinde yağmur için dua eden şaman büyücüler, tarlaları ve şehri koruyan askerler ve en nihayetinde tüm bu düzeni idare eden yönetici sınıf ortaya çıktı. Tüm bu işleri ifa etmek adına ekip biçemeyen bu kesim, fazla ürüne sahip olmaya başladı.

Sonrası ise malum, üretenin sırtından geçinmeye başlayan bu asalak yönetici sınıf, sahip olduğu gücü kullanarak giderek daha fazlasını almaya başladı. Başka toprakları da ele geçirmek adına asker besledi, düzenini korudu. 

Marksist felsefeye göre insanlık tarihinin motoru olan sınıf savaşının temelleri işte böyle atıldı. 

Buraya kadarki özete bakınca tarımı insanlık için büyük bir hata olarak görmek işten değil. Ancak mesele bu kadar basit de değil.

Yerleşik hayat bizi fiziksel olarak geriletmiş, gaddar hükümdarların elinde zulme uğratmış olsa da değeri yadsınmayacak ölçüde tarihsel bir sıçramadır, insanlığın en büyük devrimidir! Tarım toplumu ile birlikte ticaret ortaya çıkmış, hesaplama ve kayıt altına alma ihtiyacı doğrultusunda yazı bulunmuş, daha büyük kentler kurulmuş, yeni aletler ve tekerlek icat edilmiş, ticari amaçlı seyahatler sayesinde farklı ürünler ve kültürler kaynaşmış, ürün ekme ve hasat döngüsü modern takvimleri ortaya çıkarmış, doğa olaylarını anlama ve ona hükmetme ihtiyacı sayesinde bilim filizlenmiştir.

Tıpkı köle sahibi filozofların tüm gün sohbet etmek, tartışmak dışında bir iş yapmadığı Antik Yunan’da felsefenin doğuşu gibi tarım toplumu da kültürel atılımların kaynağı olarak görülebilir.

Elbette insanlık büyük acılar çekti, çekmeye de devam ediyor. Ancak insanlık evriminin köşe taşlarından birini bu acıların müsebbibi olarak görmek doğru değil. Bu bakış açısıyla ateşin keşfini, kronolojik olarak hatalar silsilesinde en başa yazmak gerekecektir.

Arkeolog Prof. Dr. Mehmet Özdoğan, kendisiyle yapılan bir röportajda, Jared Diamond’un “insanlık tarihindeki en büyük hatanın tarıma geçiş olduğu” yönündeki söylemi hakkında ne düşündüğü sorusunu şöyle yanıtlıyor: 

“Bence insanlık tarihindeki en büyük hata ağaçtan inmesidir. Ağaçtan inmememiz lazımdı, temel hata bu. İnmeseydik bunların hiçbiri olmazdı. Ateşin keşfi ikinci büyük hata bence. Tüm dünyayı yakıp yıkmanın gücüne kavuştuk bu sayede. Eğer hatadan gidersen, daha büyük hata endüstri devrimi. Endüstri devriminden daha vahim bir hatayı çok zor yaparsın. Neolitik, bunların yanında çok masum kalır.”

Peki, bir hata olarak görmeyeceksek, tarımın önünü açtığı sorunları nasıl değerlendirmeli? Bu sorunlar insanlığın Neolitik devrimle elde ettiği kazanımların önüne mi geçiyor? Bundan sonra ne yapmalı?

Bu da başka bir yazının konusu olsun…

Önceki ve Sonraki Yazılar