1. YAZARLAR

  2. Emrah Sefa

  3. Tarım ilaçları neyi zehirliyor!
Emrah Sefa

Emrah Sefa

Yazarın Tüm Yazıları >

Tarım ilaçları neyi zehirliyor!

sefa.jpg

Kapitalist ekonominin insan sağlığına bakış açısı elbette diğer tüm başlıklarda olduğu gibi kâr odaklıdır. Toplumun sağlıklı bir yaşam sürdürmesini hedeflemez, sağlık sorunlarının ortaya çıktığı anda çözümü/tedavisine yönelir ki bu tamamen paraya endekslidir. Bakmayın sosyal devlet aldatmacalarına; cebinizde paranız yoksa tedavi olmanız zordur. Kamuya ait onca hastane, sağlık ocağı, kurum vs. “demokrasicilik” oyununun bir parçasıdır.

Halkın cebinden sermayeye para aktarma, yaygın köleliği kurumsallaştırma ve bu insanlık dışı durumlara karşı çıkanları derdest etme görevlerinden ibaret olan devlet, geniş kesimleri ilgilendiren sağlık sorunlarına ancak üç koşulda müdahil olur: Büyük sermaye gruplarının kârını tehdit etme, toplumun uyanışını/öfkesini tetikleyecek kadar gündem oluşturma ve (yine gündem oluşturacağı için) kısa sürede ölümlere neden olma.

Sizi yavaş yavaş öldüren sağlık sorunları kapitalist devletin umurunda değildir. Laboratuvarlarda zehir kalıntısı (pestisit) rastlandığı için ihraç edildiği ülkenin kapısından dönen tonlarca tarım ürününün iç pazara sürülmesinde bir abes yoktur! Zaten kendi vatandaşları o kalıntılı gıdaları yıllardır fazlasıyla tüketmektedir. Ne de olsa ölüm zamana yayılmaktadır!

Yaklaşık iki yıl önce bir ot ilacının (ilaç değil zehir demek daha doğru olur) kansere yol açtığı gerekçesiyle ABD mahkemelerince yüklü para cezasına çarptırılması bunun en güzel örneklerinden biri. Hatırlanacağı üzere bahçıvan Dewayne Johnson, 2014'te lenf kanserine yakalanmış ve yabani otlar için yıllar boyunca kullandığı RoundUp ve Ranger Pro türü ilaçların üreticisi Monsanto’ya dava açmıştı. 2018 yılında mahkeme, glifosat içeren ürünlerin Johnson’u kanser ettiği ve şirketin tüketicilere yönelik herhangi bir kanser uyarısında bulunmadığı gerekçesiyle 289 milyon dolar tazminata mahkum etmişti.

Ardından Johnson’un açtığı yolda 125 bin kişi daha Monsanto’yu satın alan Bayer’e dava açmış ve şirketten toplam 10.9 milyar dolar tazminat kazanmıştı.

RoundUp ve Ranger Pro gibi ot ilaçlarının ana bileşeni olan glifosat ile ilgili şüpheler biraz daha eskiye uzanıyor. Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC), glifosat içeren herbisitleri “muhtemel kanserojen” listesine dahil etmesiyle başlayan tartışmalar, ilacı üreten şirketler tarafından aksi yöndeki raporlarla birkaç yıl daha göğüslendi. İlaçların kansere yol açmadığı yönündeki bu raporların siyasi bağlantılara sahip olduğu aşikar. Bu tür lobi faaliyetleri ABD’de son derece normal (!) ve bu ileri demokrasi ülkesi, toplum sağlığını ilgilendiren benzer birçok konuda hayli kötü bir sicile sahip.

Peki, kansere yol açan pestisitler bununla sınırlı mı? Sanırım bu soruya tarım ilacı (!) üreten firmalar bile “evet” diyemeyecektir.

Monsanto’ya verilen cezanın arkasında, böylesi büyük bir şirketi dava etme cesaretini gösterecek davacı ve avukatının başarısından ziyade konunun toplumun gündemine oturması yer alıyor. Varlık nedeni büyük sermayenin çıkarlarını gözetmek olan kapitalist devletin, durup dururken halkın sağlığını düşünüp kansere neden olan büyük bir şirkete ceza kesmesi doğal olarak beklenemez.

Cumhuriyetten monarşiye geçiş sürecindeki ülkemizde ise yargıdan bu tür çıkışlar görmek artık mümkün olmuyor.

Türkiye’de de tarım ilaçlarının toplumun sağlığını nasıl etkilediği, gıda mühendisi Bülent Şık’ın yazılarıyla gündeme gelmişti. Şık, yazılarında Sağlık Bakanlığı’nın 2011-16 yılları arasında Kocaeli Dilovası ve Ergene Nehri havzasında yürüttüğü ancak sonuçlarının kamuoyuna açıklanmadığı araştırmaya işaret ediyordu. Bu iki bölge, Türkiye’de kanser vakalarının en çok rastlandığı yerler olarak biliniyor. Üniversitelerden bilim insanlarının da katkı koyduğu araştırma, Antalya’nın en yoğun örtü altı tarımsal üretim merkezi Kumluca’yı da kapsıyordu.

Uzun uzadıya değinmek yerine Bülent Şık’ın hâlâ erişime açık olan yazısı için linki şuraya bırakalım. https://m.bianet.org/bianet/saglik/195967-ergene-ve-dilovasi-nda-yapilan-kanser-arastirmasi-sonuclari-neden-aciklanmiyor Ve konunun özetini yeniden hatırlamak için şu paragraf ile yetinelim:

“Kocaeli’nde alınan toplam 283 örneğin yüzde 38’inde, Antalya’da 572 örneğin yüzde 60’ında ve Ergene bölgesinde 463 örneğin yüzde 14’ünde pestisit kalıntısı tespit edildi. Antalya Kumluca bölgesi gıdalarda pestisit kalıntısı açısından en fazla öne çıkan bölge oldu.Pestisit kalıntı analizi yapılan 1318 gıda örneğinin 524’ünde (yüzde 39,8) en az 1 olmak üzere 73 farklı pestisit kalıntısı tespit edilebilir düzeyin üstünde bulundu. 228 gıda örneğinde ise (yüzde 17,3) izin verilen limitin üstünde pestisit kalıntısı saptandı.”

Bilindiği üzere Monsanto ve Bayer firmaları birleşti. Her iki firmanın da geçmişinde karanlık sayfalar var. Bayer’in Nazi Almanyası döneminde toplama kamplarında insanlar üzerinde denemeler yaptığı biliniyor. Bayer 1995 yılında bu konuda özür dilemişti. Monsanto ise Vietnam’da ABD’nin Vietnam ormanlarını yok etmek için uçaklarla bütün ülkeye püskürttüğü portakal gazını üretiyordu. Yüzbinlerce Vietnamlı bu gaz yüzünden ya öldü, ya sakat kaldı. Yine Monsanto’nun ürettiği, 1980’li yıllarda yasaklanan ve çok zararlı bir kimyasal olan DDT’nin bugün hâlâ bazı bölgelerde kullanılmaya devam ettiği biliniyor.

Tarım ilaçları sadece ürünü değil toprağı, suyu hatta havayı da zehirliyor. Topraktaki sayısız canlı organizmayı yok eden bu zehirler; solucan, arı, kuş, balık gibi canlıların toplu ölümlerinden sorumlu tutuluyor. Üstelik pestisitlerin hedefindeki canlılar, tıpkı antibiyotiklerde olduğu gibi zamanla bu ilaçlara karşı direnç kazanıyor. Bu da her yıl kullanılan pestisit miktarının veya etken maddenin artırılması anlamına geliyor.

Hali hazırda bilinen 20 binden fazla tarım zehri var. Bu zehirlerin içinde 600’den fazla aktif madde bulunuyor. Bu tür ilaçlara, ürünlerin sevkiyat ve raf ömürlerini uzatmak için de başvuruluyor.

Ekolojik sistemi tahrip eden pestisitler, tarım dışında da kullanılıyor. Belediyeler peyzaj alanlarında, süs bitkilerinde bu ilaçlara yoğun olarak başvuruyor. Balık çiftliklerinde de yosunlaşmayı önlemek amacıyla benzer ilaçlar kullanılıyor ve bu zehirler tüm sucul yaşamın derinliklerine kadar sızıyor. Hiçbir tarımsal üretimin yapılmadığı Güney Kutbu’ndaki penguenlerde bile DDT kalıntılarına rastlanması durumun vahametini gösteriyor.

Üstelik pestisit kalıntıları öyle yıkamakla da gitmiyor! Zehir vücutta birikmeye başlıyor ve ağır ağır öldürüyor. İlacı uygulayan çiftçilerin büyük oranda koruma ekipmanı kullanmadığı ve yoğun zehre maruz kaldığı, beraberinde ailelerini de risk altına attığı belirtiliyor. Her yıl çok sayıda çocuk, tarım ilaçlarına doğrudan maruz kaldığı için hastaneye kaldırılıyor.

Gelinen noktada birçok ülke, ABD’de yüklü miktarda tazminat cezasıyla gündeme gelen ot ilacını yasaklamaya hazırlanıyor. Peki ya gündem olmayanlar?

Yazıyı şöyle bir soruyla bitirelim: İnsanlığın onca birikimi, teknolojik imkanları, vicdanı, sorumluluğu, biyolojik tarım yapmak için yeterli değil mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar