1. YAZARLAR

  2. Erdem Güner

  3. Paranın yönünü değiştirmek
Erdem Güner

Erdem Güner

Gazeteci / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Paranın yönünü değiştirmek

Tarım sektöründe, bilinen düzeni değiştirecek gelişmeler yaşanıyor. 

Değişimin işaretlerini okuyanlar, neler olacağına ilişkin spekülatif tahminler yürütüyor. Ancak bu tahminlerin hiçbiri, henüz kimse için ikna edici durumda değil. Buna rağmen, mevcut işleyişte pastadan aslan payını alan kesimlerde yavaş yavaş tedirginlik duygusu kendini gösteriyor. 

Aslında süreç, bundan yıllar önce toptancı halleriyle ilgili düzenlemedeki değişikliklerle başladı. Başlarken, toptancı hallerini küçümsediği anlaşılan girişim, karşılaştığı dirençle bazı stratejik hususlarda geri adım atmak zorunda kaldı. 

MEVZUAT YOLUYLA DEĞİŞİM GİRİŞİMİ SONUÇ VERMEDİ

Bu sırada 5957 Sayılı Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’da (Hal Yasası) çok sayıda değişiklik yapıldı. İlk haliyle manav reyonu bulunduran süpermarket zincirleri için neredeyse bir cennet yaratan değişiklikler, zaman içinde toptancı hal işletmelerinin talepleri doğrultusunda atılan geri adımlarla bir tür orta yola çekilerek son halini aldı. 

Bu sürecin detayları çok tartışıldı. Varılan noktada süpermarketlerin arzuladığı cennetin mevzuat değişiklikleriyle elde edilemeyeceği anlaşıldı. Yine de isteyen marketin istediği yerde bağımsız biçimde alım merkezleri kurmasının önü açıldı. Buralarda üreticiden mal toplayan marketler, eşitlik ilkesi doğrultusunda vergi vermeye devam edeceklerdi. Ama vergilendirme konusu, marketlerin alım merkezleriyle ilgili kendi beyanlarına bırakıldı. Beyan usulüyle vergi ve rüsum ödemeye başlayan marketler yine de durumdan memnun oldular. Halciler de toptancı hal içindeki faaliyetlerini önemli ölçüde korudukları için tartışmalar rölantiye alındı. 

Toptancı halleriyle ilgili kamuoyu algısı pek çok açıdan sorunluydu. Hala da öyledir. Sektörün düzenini değiştirmeye yönelik atılımlar, bu bilgisizlik nedeniyle istenen sonucu zamanında veremedi. En önemli hata, hal işletmelerinin çiftçiyle olan ilişkisini iyi analiz edememekten kaynaklandı. Zannedildi ki, hallerdeki aracılar çiftçilerle gevşek bir ilişki içindeler ve marketlerin hakimiyeti desteklenirse, toptancı hallerinin işlevi zayıflayacak ve zamanla hallere ihtiyaç kalmayacak. 

Öyle olmadı çünkü hal işletmeleriyle çiftçinin ilişkisi zannedildiğinden çok başkaydı. Bu ilişkiyi kısaca tarif edelim. 

ÇİFTÇİ HALCİ İLİŞKİSİ YANLIŞ DEĞERLENDİRİLDİ

Birincisi ve en önemlisi şuydu; hal işletmelerinde biriken sermaye, muazzam bir etkinlikle üreticinin finansmanında kullanılıyordu. Bu konuda “komisyoncuların çiftçiyi sürekli borçlu durumda tutarak, kendilerine bağımlı kıldıkları” argümanı sıklıkla kullanıldı. Gerçeklik payı olan bu anlayış, iki önemli noktada hatalı çıkarımlara neden oldu. Bir kere sürekli borçlu durumda kalan üretici, bu ilişkiden şikayetçi değildi. Halciyle çiftçi arasındaki simbiyotik ilişki sürekliydi ve bu ilişkinin geleneksel nitelikleri vardı. O nedenle gerçekten yıkıcı girişimler yapılmazsa, kolay kolay zarar görecek türde bir ilişki değildi. Bunu artık herkes gördü, biliyor. 

İkincisi, çiftçi sürekli borçlu olduğu halciyle ilişkisini bozmak istemiyordu. Çünkü bu ilişkinin alternatifi olan şey; üreticinin kimin yönettiğini bile bilmediği, yüzlerce şubesi bulunan devasa yapılardı. Çiftçi muhatap ister. Karşısında çayını içmeye gidebileceği, tanıdığı birilerini ister. 

Halciyle çalışan çiftçi borçlu kalsa bile alacaklısına uğrayıp yeniden borç isteyebiliyor; gerek üretimle ilgili gerekse değil; hasat vadeli kredi alabiliyor. Üstelik çoğu durumda bu işlerde kayıt zorunluluğu bile yok. Geleneksel ilişkinin verdiği güvenle işler iyi, kötü yürüyor. 

SİSTEMİ DEĞİŞTİREBİLECEK BİR SÜREÇ Mİ BAŞLIYOR?

Kaldı ki çiftçiyi en çok korkutan şey kayıt altına girmektir. Birçok üretici devlet desteklerinden mahrum kalma pahasına kayıt yaptırmıyor. 2020 yılında 280 bin çiftçi Çiftçi Kayıt Sistemi’ne (ÇKS) kaydını yaptırmadı. Bu insanların tarımsal üretimden çıktığı yazılıp çizildi. Oysa 280 bin çiftçinin tamamı üretimden çıkmadı. Kayıt yaptırmanın gerekliliğine olan inançlarını yitirdiler. 280 bin üreticinin tamamı üretimden çıksaydı, bunu en uzaktaki tüketici bile kolayca hissederdi. 

Dolayısıyla söz konusu girişimler, çiftçiyi de küçümsedi. Ama çiftçi kesimi tercihlerini zannedildiği kadar kolay değiştiren bir grup değil. 

Öte yandan; hedeflenen şey çiftçinin daha fazla kazanması olsaydı, toptancı hallerine yönelik çalışmalar bambaşka yollar izlemeliydi. Oysa hedef, tarımsal üretim süreçlerinde dönen paranın yönünü değiştirmekti. 

Şimdilik bu hedef gerçekleşmiş değil. Ama farklı şeyler deneniyor ve bu defa sistemi gerçekten değiştirebilecek bazı yollar izleniyor. 

KALINTISIZ ÜRETİM, ÜRÜN STANDARDI, YÜKSEK KALİTE 

Biz bu yazıda hal sisteminin kusursuzluğunu savunmak niyetinde değiliz. Ya da Hal Yasası’nın yetkinliğini tartışmak istemiyoruz. Yazının amacı, işaretleri giderek ortaya çıkan değişimi yakalamak ve yapabiliyorsak, tarif etmektir. 

Tarımsal üretimde önemli meselelerden biri standartlaşmadır. Bu da aslında düzenli mal tedariki demektir. Malın tanımı, ürünün gramajı, rengi, kalitesi, tadı yeknesaklaşırsa, satış süreci kolaylaşır ve öngörülebilir bir düzene girer. Bu ihtiyaçtan bahsedilen her mecliste, işletme ölçeklerinden bahsedilir. İşletme ölçeği ne kadar büyükse, ürün standardı o kadar kolay tesis edilir. Çok sayıda küçük işletmeden belli standardı haiz ürün derlemek zordur. Öyleyse az sayıda ama çok büyük işletmelerimiz olsun, malı oralardan temin edelim. 

Peki, küçük ve orta ölçekli işletmelerimiz ne olacak? Küçük çiftçi ne yapacak?

Popülist yaklaştığımızdan değil ancak küçük çiftçi sayısının fazlalığı bu soruyu es geçmemize engel teşkil eder. Pek çok aile, küçük işletmelerinde tarımsal üretim yapıyor ve bu yolla geçiniyorlar. 

Bugün ilk örneklerini gördüğümüz yeni yönelim şu öngörüye dayanıyor: Küçük işletmeleri organize edecek; ürün standartlarını tesis edecek nitelikte programlarla sözleşmeli tarım yaptıracak; malı da düzenli olarak bu küçük işletmelerden toplayarak piyasaya sunacak bir organizasyon düşünülmeli. 

Bu düşünce aslında yeni değil. Kamu şirketleri çok uzun süre bu yöntemle üretim yaptırdı. Ancak bahsettiğimiz biçimiyle Türkiye’de ilk defa uygulanıyor. Bu organizasyonu yapabileceği düşünülen, deneyimli, güçlü ve büyük bazı kuruluşlar bu amaçla görevlendirildiler. 

KAMU DESTEKLİ ŞİRKETLER PİYASADA ROL ALIYOR

Önce geçen sene Antalya’nın Kumluca ilçesinde Ziraat Bankası ile Tarım Kredi Kooperatifleri’nin (TKK) ortak organizasyonuyla mal alımı yapıldığı duyuldu. Bu organizasyon büyük miktarlarda malı satın alarak Migros’a veriyordu. 2019 yılında TKK’dan 50 milyon liralık sebze meyve alan Migros, 2020’de bu rakamı iki katına çıkarmayı hedefledi. 

Bu sene kuruluş mevzuatı gereği şeker pancarıyla ilgili olan Türkşeker, başlangıçta VKT tarım AŞ olarak kurulan şirketin büyük ortağı oldu ve şirketin adını Türkşeker Tarım AŞ olarak değiştirdi. Türkşeker Tarım AŞ (Tarım AŞ), sözleşmeli tarım yöntemiyle üretim yaptırarak ürünü satın alacak. 

Sözleşmeli tarım, Türkşeker geleneğinin yabancısı olduğu bir uygulama değil. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurulan Şeker Şirketi, on yıllar boyunca çok sayıda çiftçiye sözleşmeli üretim yaptırdı. Bu modelin üretici açısından çok sayıda faydası var, elbette. Tek elden girdi temininden tutun, tek elden pazarlamaya kadar birçok yönüyle üretici menfaatlerini koruyup kollayan bir modeldir. 

Ancak Tarım AŞ’nin sözleşmeli tarım için anlaştığı ilk işletmenin Türkiye’de örtüaltı tesis varlığı açısından en büyük şirketlerden biri olan Agrobay olduğu duyuldu. Dolayısıyla küçük ve orta ölçekli çiftçilerle ilgili neler planlandığını da merak ediyoruz. 

Küçük işletmeleri hal işletmelerinin seçeneksiz hakimiyetinden kurtarmayı hedeflediği söylenen sistem, ilk önce ülkedeki en büyük, en organize üreticilerinden biriyle anlaşıyor. Tarım AŞ, muhakkak başka işletmelerle de anlaşacaktır. 2 bin üreticiye sözleşmeli üretim yaptıracağı anlatılıyor. İrili ufaklı 2 bin üretici, hatırı sayılır bir mal hacmi demektir. Eğer Şeker Şirketi’nin organizasyon geleneği, şirketin mal varlıkları ve nitelikli kadroları gibi paramparça edilmediyse, başarılı olacağını düşünürüz. Başarılı olmalarını da çok isteriz. Yeter ki küçük üreticiye nefes alacak bir mecra açılsın. 

PARANIN YÖNÜ DEĞİŞİRSE HER ŞEY DEĞİŞİR!

Şimdi dönelim yazının başlangıcında bahsettiğimiz, toptancı hal işletmeleriyle ilgili değişim sürecine. 

Tarım AŞ, Agrobay gibi devasa bir tarım işletmesiyle muhakkak çok şık ve başarılı bir görüntü verecektir. Tarım AŞ’nin piyasadaki performansı açısından iyi bir başlangıç yapmasına yarayacak bu sözleşme, küçük işletmelerle aynı performansı sergileyebilir mi, göreceğiz. 

Ancak Tarım AŞ ve Ziraat Bankası-TKK işbirliği gibi girişimlerin sayısı artacak olursa, piyasada dönen paranın yönü değişecek; toptancı hallerindeki işletmelerin yaş sebze meyve piyasalarındaki hakimiyetinin sarsılması da kaçınılmaz olacaktır. 

Elbette, toptancı hal çevrelerinde biriken sermayenin yönü değişirse, süreci tamamlayan diğer tüm fazlarda büyük değişimler olması da kaçınılmazdır. Bundan da mutfak tüketicisi dahil herkes, az ya da çok etkilenecektir. 

Bize göre tarım sektörüne girdi temini yapan şirketler de değişimden paylarını alacaktır. Bir defa, üretim yöntemlerinde bile önemli değişiklikler olacaktır. Standartlaşma, kalite arayışları, hatta en önemli konulardan olan kalıntı sorunu bile bütün bunların verdiği yönde değişimler ortaya koyacaktır. Bu trend büyür ve gelişirse belki biyolojik mücadele sektörü de en az 10 yıldır tıkanıp kaldığı 13 bin dekarlık alanın üstüne çıkabilir. 

HAL EŞRAFINI YAMAN BİR MÜCADELE BEKLİYOR

Toptancı hal esnafı arasında (üretici bölgesi hallerini kastederek söylüyoruz) değişimi erken görüp, bağlı çiftçilerini yönlendirerek teknolojiyi, kaliteyi, standartlaşmayı öne çeken anlayışla çalışan tek tük komisyoncular mevcut. Her toptancı halinde dernekler var ama halcilerin örgütlülüğünde bu öncülerin etkinliği yeter düzeyde değil. Dolayısıyla değişime yönelik nasıl bir ortak tavır geliştirilir veya bir ortak tavır geliştirilir mi, göreceğiz. 

Ama kamu desteğini arkasına almış özel şirket formundaki yeni yapılarla amansız ve net bir mücadele içine girmek zorunda oldukları kesindir. Belki rakiplerini taklit etme yoluna giderek ölçek büyütme ve yeni trendleri benimseyerek çalışma yolunu seçerler. Yoksa bu sürecin bir sonraki aşaması, uluslararası sermayeye ait süpermarketlerin kamu destekli girişimlerin açtığı yolda büyük bir hızla ilerlemeleri olacaktır. 

Yeni trendler dediğimiz ise dünyanın çoktan aşmış olduğu kavramlara dayanır; biyolojik mücadele, kalıntısız üretim, standart ürün, yüksek kaliteli ağır tonajlar ve en önemlisi üreticiyle yepyeni bir ticari ilişkilenme biçimi. 

KÜÇÜK ÜRETİCİNİN HALİ NİCOLUR?

“Peki, küçük üreticinin hali nice olur?” diye sorarsanız; o konuda söyleyecek çok sözümüz var. Var ama üretici temsilcilerinin bugüne kadarki yaklaşımları umut verici değil maalesef. Birçok çiftçi temsilcisi, devletin belirlediği teşvik ve desteklemeleri duyuran yayın organı gibi çalışıyor. Bazen piyasada olup bitenler karşısında çiftçi temsilcilerinin hala nelerden bahsettiğini görünce, şu düşünceler düşüyor aklımıza; üreticiler değişimi zamanında algılar mı, algılarsa ne zaman algılar, ne kadar algılar ve nasıl bir tavır alır; bilinmez… 

Önceki ve Sonraki Yazılar