1. YAZARLAR

  2. Türkan Demir

  3. Kırmızı ayakkabı
Türkan Demir

Türkan Demir

Yazarın Tüm Yazıları >

Kırmızı ayakkabı

Pirinç denince eminim ki hemen herkesin aklına ilk gelecek olan şey pilavdır. 

Aynı şekilde pilav dendi mi, herkesin beyninde pirinç pilavı ışığının yandığını görür gibiyim. Oysa ki pirinç, sadece pilavlarda değil; dolmalarda, sebze yemeklerinde, köftelerde, tatlılarda, çorbalarda, salatalarda, çocuk mamalarında ve hatta börek dahil çok daha geniş bir çerçevede kullanılan değerli bir besindir. 

Pilavı sevmeyen yok gibidir. Etli ya da zeytinyağlı fark etmez; pirinçle yapılan sarmalar ya da dolmalar hemen herkesin severek tükettiği yemeklerdir. Hele sütlaç sevmem diyecek herhangi bir tatlı meraklısı bulmak neredeyse imkansızdır. 

Pirinç yaklaşık olarak 500 yıl önce ülkemiz topraklarına girmiş ve o zamandan beri severek tükettiğimiz bir tahıldır. Bu yazımda sizlere pirinç kullanılarak yapılacak 4 farklı tarif vereceğim. 

Benim çocukluğum çeltik tarlarında geçti. O yıllarda çeltik ve doğal olarak pirinç çok zor şartlar altında yetiştirilirdi. Büyük bir mutlulukla benimle yaşayan o pirincin yetiştirilme sürecini anımsadığım kadarıyla aktarmak isterim.

ALİ DEDEM VE ÇELTİĞİN HİKAYESİ

Ben Sinop, Boyabatlıyım. Şirin küçük bir köy olan Kayaboğazı’nda doğdum, büyüdüm. Kalabalık bir ailemiz vardı. Çekirdek değil, geniş bir aile idik. Annem, babam, dedem, babaannem, amcamlar, halalarım, yengem ve biz üç kardeş. 

whatsapp-image-2021-03-23-at-13-59-27.jpegÖnce en büyük amcam çalışmak için Arabistan’a gitti. Sonra da halalarım evlenip, evden ayrıldı. Köyde yaşadığımız evimiz, iki katlı eski ahşap bir evdi. Ancak ailemiz gibi büyüktü. Başımızda “Reis Babamız” yani dedem vardı. Dedem çok küçük yaşta anne ve babasını kaybetmiş. Ona teyzesi bakmış ve büyütmüş. Tek başına yaşam mücadelesi vermiş. Ben dedemi gururla anarım. O kalabalık, kocaman ailesi ile mutlu olan, çok çalışkan bir çiftçiydi. İnsanlığı, tertemiz kalbiyle tüm köylülerin sevip saydığı ve gıpta ile baktığı biriydi. 

Nur içinde yatsın. Onu çok severdim. 1995 yılında kaybettiğim dedemi çok özlüyorum. Ama 14 yaşıma kadar onunla birlikte yaşadığımız o güzel günleri hatırladıkça hala çok mutlu olurum. 

kirmizi-ayakkabi3.jpg

 

ÇELTİK TARLASINDA DENİZ DÜŞÜ 

Kayaboğazı köyünün temel geçim kaynağı çeltik tarlalarıdır. Şarkılara, tekerlemelere, söylencelere konu olan Boyabat pirinci; bizim köyde de bu çeltik tarlarında yetişirdi. Dedem dönümlerce birçok tarlaya çeltik ekerdi. Nisan ayında tarlalar su ile doldurulurdu. Suyun taşmaması için traktörle ‘kesen’ çekilirdi. Kenarda izlerken ben “Deniz gibi oldu!” derdim. 

Denizi severim. Biz çocuklar tarla kenarında dizilirdik. Sonra sanki deniz kenarında olduğumuzu düşünerek ellerimizi suya sokup oynardık. Yetmezdi içine girer çamurlu suda oynardık. Dedem bize kızardı. “O su ilaçlı. İçine girmeyin. Düşerseniz çamurlara batar kirlenirsiniz. Üşür hasta olursunuz. Çıkın dışarı” derdi. Ama biz dinlemezdik. 

Tarlaya çeltik tohumları atılır. 15 gün sonra deniz gibi olan o tarlalardan kürdan gibi görünen çeltikler çıkmaya başlardı. Günden güne o çeltik fideleri büyür ve büyüdükçe içimi hoş bir sevinç kaplardı. 

Çeltik tarlalarında çok sayıda yabancı ot çıkardı. Bu otları ayıklamak için kadınlar tarlalara girerdi. Ali dedem otları ayıklasın diye gündelikle her gün 15-20 kadın çalıştırırdı. Ama yine yetmezdi. Annem beni de çalıştırırdı. Ben istemezdim. Ama o zorla çalıştırırdı. ‘Görpene’ adında bir ot çıkardı, çok bela bir ottu! Kökü çok derinde. Kolay kolay sökülmez. Sök sök bitmezdi. Babaannem tarlaya çeşit çeşit yemekle gelirdi. Tüm işçilerle birlikte oturur yemek yerdik. Şimdi hatırladıkça o kadar güzel geliyor ki; tekrar o günleri yeniden yaşamak istiyorum. O zamanlarda tarım çok değerliydi. Çiftçilik güzeldi. Ailemiz güzeldi. Tüm aile bir aradaydık.

KELLELER ÇIKARKEN

Çeltiğin boyu günden güne büyürdü. Biz büyük bir heyecanla “kelle” ne zaman çıkacak diye dört gözle beklerdik. Çıktığında da büyük bir sevinçle “Kelle çıktı!” diye bağrışırdık. 

kirmizi-ayakkabi.jpg

 

Kelle dediğimiz çeltiğin tane veren başaklarıydı. Kelleden sonra pirinç taneleri olgunlaşmaya başlardı. Ben bir an önce olgunlaşmasını ve pirincin çıkartılmasını beklerdim. Çünkü Ali dedem her yıl çeltik çıkmaya yakın bana sorardı ”Çeltik yetiştikten sonra kızıma ne isterse alacağım. Söyle bakalım güzel kızım ne istersin?” Ben her seferinde kasabada vitrinde gördüğüm kırmızı ayakkabıyı isterdim. Hafif kaşlarını çatar ve sadece “Kızım ne isterse alacağım!” derdi. 

Ama o gidip başka renk ayakkabı alırdı. O kırmızı ayakkabıyı hiçbir zaman almadı. Kırmızı hiçbir şey almazdı. Herhalde kırmızıyı sevmiyordu. Kelleler olgunlaşıp sarardığında artık hasat zamanıdır. Toprak suyunu çeker ve kururdu. Hasat zamanı geldiği zaman her şey bir başka güzel olurdu. Yine komşu köylerden akın akın işçiler gelir ve orakla günlerce çeltik biçilir; tek tek ‘deste’ yapılırdı. Desteler traktörün römorkuna dizilir ve harman yerine taşınırdı. 

KIRMIZI AYAKKABI

Harman yerinde çeltik desteleri Eyfel Kulesi gibi üst üste dizilir; kulenin tepesine biri çıkar ve dirgenle çeltik destelerini tek tek patoza atardı. Patozdan çıkan çeltiği çuvallara doldururlardı. Bu işlem günlerce sürerdi. 

Yere düşen her bir çeltik tanesi dahi bizim için çok değerliydi ve ziyan edilmezdi. Bize tek tek o yere düşen taneleri toplattırırlardı. Makinadan çıkan çeltik hep yüzümüzü gözümüzü yakardı ve günlerce kaşındırırdı. Harman zamanı boyunca biz sineklerin içinde harman yerinde yatmak zorunda kalırdık. 

kirmizi-ayakkabi2.jpg

 

Harmandan sonra çeltik çuvalları traktörlerle fabrikaya yollanır. Büyük bir emek ve alın teriyle 6 ay süren bu zorlu süreç sonunda herkes rahat bir nefes alırdı. 

Fabrikadan çuvallar dolusu pirinç hasılatı geldiğinde, evimizde bir sevinç ve mutluluk kasırgası eserdi. Ben de çok sevinirdim. Çünkü hasılat okulların açılacağı zamana denk gelirdi. Dedem ayakkabı dahil (‘kırmızı ayakkabı’ hariç) bana istediğim her şeyi alırdı. Canım dedem’ Seni hala hiç unutamıyor ve çok özlüyorum. Ah o “kırmızı ayakkabı”…

***

Şimdi size pirinç tarlalarında geçen günlerden bu yana biriktirdiğim 4 ayrı pirinç tarifini vereceğim. 

FIRIN SÜTLAÇ

Yarım su bardağı pirinç, 2,5 su bardağı su ile birlikte bir tencereye alınır. Pirinçler yumuşayıp suyunu çekene kadar kısık ateşte haşlanır. 

1 litre süt (5 su bardağı), 1 su bardağı toz şeker, 1 yemek kaşığı nişasta, 1 yemek kaşığı pirinç unu ve 1 paket vanilya bir karıştırma kabına alınır. 

Malzeme çırpıcıyla güzelce karıştırılır. Bu karışım haşlanan pirince katılır. Kaynayana kadar tel çırpıcıyla sürekli karıştırarak orta ateşte ve kaynar kaynamaz kısık ateşe almak suretiyle, kıvam alana kadar pişirilir. 

Pişen sütlacınızı fırın kaplarına (tercihen toprak, yoksa fırına dayanıklı kaselere) eşit bir şekilde paylaştırın. Fırını 180 dereceye ayarlayın. Kaselerdeki sütlaçlar ılıyınca onları kenarlı bir fırın tepsisine dizin ve tepsinin içine su ekleyin. Tepsideki su yaklaşık kaselerin yarısına kadar gelecek şekilde ayarlanmalıdır.

Isınmış fırında üstleri kızarana kadar sütlaçları fırınlayın. Afiyet olsun.
 
ZEYTİNYAĞLI SARMA/DOLMA İÇİ

Bugünden itibaren önümüzdeki iki, üç ay boyunca bu dolma içinin tam mevsimidir. Taze yeşillikler; yeşil soğan, yeşil sarımsak, dereotu, maydanoz, taze nane, taze kırmızı kapya ve yeşilbiber (acı sevenler taze cin, chili ya da Samandağ biberi) çok ince doğranır. 2 orta boy kuru soğan ince küp küp doğranır. 2 veya 3 orta boy domates soyulur ve zar büyüklüğünde küp küp doğranır. 

Yapacağınız miktar kadar göz kararı pirinç güzelce yıkanır. 1 kaşık biber salçası, 1 kaşık domates salçası, 1 tatlı kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı kimyon, 1 çorba kaşığı kekik, 1 çorba kaşığı pul biber, zevkinize göre tuz, bir çay bardağı zeytinyağı ile derin bir kapta tüm malzeme güzelce harmanlanarak karıştırılır. 

Ondan sonra zevkinize göre asma yaprağı, lahana, karalahana veya pazı ile sarma ya da biber, kabak, patlıcan doldurularak dolmalarınızı hazırlayın. 

kirmizi-ayakkabi4.jpg

 

Limonları ince yuvarlak dilimler halinde kesin. Tencerenin altını tamamen kaplayacak şekilde limon dilimlerini dizin. 

Ardından hazırladığınız sarma ya da dolmaları tencereye güzelce istifleyin. En üste yine yuvarlak ince dilimlenmiş limon dizin ve tencerenin yarısına kadar su ekleyip üstünü tamamen kapatacak ağır bir tabakla örtün. 

Kaynadıktan sonra kısık ateşte pişirin. Sarmalar ya da dolmalar bir çatalı batırdığınızda yumuşakça ve rahatça deliniyorsa pişmiş demektir. Zevkinize göre sarımsaklı ya da sade yoğurt ile servis edin. Afiyet olsun. 

Püf noktası: Yeşillikler konusunda istediğiniz kadar cömert davranabilirsiniz. Bana sorarsanız yeşillikler ne kadar çoksa benim için o kadar iyidir. Sınırlama yok. 

PİRİNÇ KÖFTESİ

1,5 su bardağı pirinci yıkadıktan sonra, 4 su bardağı su ile bir tencereye alın*. Kısık ateşte pirinçler yumuşayıp suyunu çekene kadar pişirin. 

1 adet yumurta, 1 yemek  kaşığı, galeta unu, orta boy rendelenmiş 1 soğan, 1 su bardağı un, 2 diş dövülmüş sarımsak, yarım demet çok ince doğranmış maydanoz, bir çimdik karabiber, 1 çay kaşığı kekik,1 çay kaşığı pul biber, 1 tutam tuz, yarım paket kabartma tozu ile tüm malzemeleri derin bir kaba alın. 

Üstüne haşladığımız pirinç ile 1 çorba kaşığı sıvı yağı ekleyin. Güzelce yoğurun. Köftelere rahat şekil vermek için küçük bir tabağa sıvı yağ koyun. Ara ara ellerinizi sıvı yağda ıslatarak hazırlanan harcın tamamı bitene kadar elimizde yuvarlayıp, köfte şekli verin. 

Derin bir tavada bol sıvı yağda köfteleri kızartın. Zevkinize göre sarımsaklı ya da sade yoğurt ile servis edin.

*Bu tarifi artan pilavınızı değerlendirmek için de kullanabilirsiniz. Bu durumda haşlanan 1,5 bardak pirinç yerine 2 su bardağı pilav da kullanılabilir. 

PİRİNÇLİ AYRAN/YOĞURT (YAYLA) ÇORBASI 

Tencereye önce yoğurt koyup, içine bir yumurta ve iki kaşık un ekleyin. Tel çırpıcıyla koyu ayran kıvamına gelene dek iyice çırpın. Bir cay bardağı kadar pirinç katıp ocağa alın. 

Yoğurdun kesilmesinin önüne geçmek için kaynayana dek sürekli karıştırın. Pirinç tanecikleri pişene kadar kaynatın. 

Bu arada ayran da daha koyulaşmalıdır. Pişme işlemi tamamlanınca, bir tavada tereyağına pul biber ile nane atıp kavurun ve pirinçli yayla çorbasının üzerine sürekli karıştırarak terbiyesini verin. Ardından ateşten indirin. Afiyet olsun!

Önceki ve Sonraki Yazılar