1. YAZARLAR

  2. Emrah Sefa

  3. Karpuzun evrimini görmek
Emrah Sefa

Emrah Sefa

Yazarın Tüm Yazıları >

Karpuzun evrimini görmek

giovanni-stanchi.jpg

İtalyan ressam Giovanni Stanchi’nin 17. yüzyılda (1645-1672) yaptığı bu natürmort tablo, karpuz bitkisinin nasıl bir evrim sürecinden geçtiğini gözler önüne seriyor.

Diyarbakır’da bir karpuz tarlasına konuk olduğum ilkgençlik yıllarımda evrimin nasıl bir şey olduğunu uygulamalı olarak kavramıştım. Bizim zamanımızda okullarda fen (üst sınıflarda biyoloji) derslerinin omurgası evrim üzerineydi. Canlıların nasıl türediği, organların nasıl geliştiği veya köreldiği anlatılırdı. Bildiğiniz gibi evrim kuramı, bugün tüm müfredattan çıkarılmış durumda. Öğrencilerine evrime dair en küçük bir imada bulunan öğretmenler meslekten atılıyor. Sadece Türkiye’de değil, birçok ülkede evrime yönelik saldırıların bir analizini yapmak başka bir yazının konusu olsun, biz karpuza dönelim.

Bana uçsuz bucaksızmış gibi gelen karpuz tarlasında, her biri neredeyse benim kilomla boy ölçüşebilecek büyüklükte karpuzlar toplanmaya hazır görünüyordu. Tarlanın sahibi aile ise hasat öncesi yapılması gereken önemli bir iş için evin en yaşlısını bekliyordu. Derken elinde bir tebeşirle dedenin tarlaya girdiğini gördüm, bazı karpuzları işaretliyordu. Her yıl tekrarlanan bu ritüelin ardından hasat başladı.

Dalından yeni koparılmış karpuzun tadına bakarken dedeye neden bazı karpuzları işaretlediğini sordum. “Onlar tohumluk” dedi, “şimdi toplanmayacak.”

Ailenin en kıdemlisi her hasattan önce en büyük karpuzları işaretliyordu. Bir süre daha dalında bırakılan bu karpuzların tohumları, bir sonraki yılın meyvelerini verecekti. Her yıl tekrarlanan bu işlem, insan eliyle bin yıllardır sürdürülen yapay evrimin ta kendisiydi.

Canlılar, kendilerini oluşturan bilgiyi (DNA) sonraki nesillere aktarır. Ancak bu bilgi aktarımı (üreme) sırasında bilginin bir kısmı eksik veya yanlış aktarılır (mutasyon). Elbette evrimin mekanizmaları bu kadar basit değil. Eksik veya yanlış aktarılan genleri düzenleyen yapılar mevcut. Ayrıca son yıllarda genetik biliminde yapılan araştırmalar, canlıların kendilerini oluşturan genlerden çok daha fazlasına sahip olduklarını, embriyo oluşumunda çevresel faktörlerin etkisiyle bu genlerin aktif veya deaktif olabildiğini gösteriyor. Tabii bunlar evrim biyologlarının uzmanlık alanı. Biz yine karpuza dönelim.

Tarladaki karpuzların büyük bölümü birbirine çok benzemekle birlikte, kimi meyvelerin diğerlerinden daha küçük veya büyük oldukları görülür. İşte bu mutasyondur ve tüm canlılar için geçerlidir, evrimi kabul etsek de etmesek de hepimizin aşina olduğu bir durumdur. Mutasyonlar doğal süreçte canlılar için bir avantaja veya dezavantaja dönüşür. Doğada benzerlerinden farklı özellikte mutasyon geçiren birey, hayatta kalma konusunda bir avantaj elde edebilir. Bu durumda mutasyonla sahip olduğu bu yeni özellik, popülasyon içinde çoğalmaya başlar. Mutasyonla kazanılan özellik bir dezavantaj ise yok olup gidecektir.

Ancak karpuzda olduğu gibi insanoğlunun tarım toplumuna geçişle birlikte ıslah ettiği binlerce bitki ve hayvan türünde doğal değil yapay seçilim söz konusudur. İnsan, kendi istediği tipte bitkiler yetiştirmek, hayvanları ehlileştirmek ve verimlerini arttırmak amacıyla canlıları yapay bir seçilime zorlamaktadır.

Bilindiği gibi bitkilerin yaygın bir üreme metodu olan meyveler, çoğunlukla zehirli, acı, küçük ve ulaşılması zor olabilmektedir. Aslında bu bitkilerin savunma mekanizmasıdır. Meyveler erken toplanmamalıdır çünkü tohumun olgunlaşması gerekir. Belli bir türün (çoğunlukla bitkinin üremesine katkıda bulunan türün) dışındakiler meyveyi çarçur etmemelidir.

Bitkilerin bu savunma mekanizması yerleşik hayata geçerken insanın önündeki en önemli sorunlardan biriydi. Tarım toplumu işte bu savunmayı kırdı ve bitkiler içinde mutasyonlu genlerin baskın hale gelmesini sağladı. Tıpkı dedenin her yıl en büyük karpuzları tohumluk olarak seçmesi gibi. Meyveler her yıl biraz daha büyüdü, tatlandı, verimleri arttı.

Elbette yapay evrimin olumsuz sonuçları da var. Savunma mekanizmasından mahrum bırakılan bitkiler, çeşitli zararlılara karşı kalkanlarını yitirmiş oldular. Bugün tarım endüstrisi, bu zararlılara karşı yaygın bir yöntem olarak zehir kullanıyor ve bu durum doğal yaşam için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Bu uzun girizgahtan sonra İtalyan ressam Giovanni Stanchi’nin (1645-1672) tablosunu daha iyi anlayabiliriz. Resmin sağ alt kısmında görülen karpuzlar, insanın yapay seçilimle meyveyi nereden nereye getirdiğini gözler önüne seriyor.

Resimde karpuzun çekirdekleri, meyvenin olgunlaşmış olduğunu ispatlıyor. Görüldüğü üzere karpuzun kırmızı, yani yenilebilir tatlı kısımları son derece az yer kaplıyor. Elbette bu da karpuzun, atasına göre fazlaca evrimleşmiş hali. Zira karpuzun atası olan bitkiye dair bilgilerimiz, MÖ 3 binli yıllara kadar uzanıyor. Elimizde o yıllara ait bir çizim yok belki ama araştırmalar karpuzun bundan 5 bin yıl kadar önce yaklaşık 5 cm büyüklüğünde bir meyve olduğunu gösteriyor. Bir ceviz kadar sert olan karpuzun atası, ancak sert bir cisimle kırılarak açılabiliyordu ve meyvesi acıydı. Ana vatanı Orta Afrika olarak belirlenen karpuz meyvesinin ilkel hali çoğunlukla nişasta ve yağdan oluşurken, bugün aynı meyvenin torunlarında neredeyse hiç nişasta ve yağ bulunmuyor. Üstelik günümüzde iltihap azaltıcı etkileri bulunan karpuz, 5 bin yıl önce tersine iltihaba neden oluyordu.

Elbette bu durum insanoğlunun ıslah ettiği diğer tüm meyve ve sebzeler için geçerli. Muzun atası son derece küçük ve meyvenin neredeyse tamamını kaplayacak kadar çekirdekle doluydu. Patatesin ilkel hali bir insanı rahatça öldürebilecek kadar zehirliydi.

Evrim için 500 yıl göz açıp kapayıncaya kadar, 5 bin yıl ise son derece kısa sayılabilecek bir süre. Bu kadar kısa sürede canlıların nereden nereye geldiğine tanık olmak şaşırtıcı.

Önceki ve Sonraki Yazılar