1. YAZARLAR

  2. Erdem Güner

  3. Her şey küçülürken büyüyen makyajlı sektör: Tarım
Erdem Güner

Erdem Güner

Gazeteci / Yazar
Yazarın Tüm Yazıları >

Her şey küçülürken büyüyen makyajlı sektör: Tarım

Türkiye ekonomisi ikinci çeyrekte %9,9 küçüldü. Aynı dönemde tarım sektörü %4 oranında büyüdü.

Çiftçi tarafında vakit bulan herkes “Bu büyümeden nasibimizi alamadık, Türk tarımı bir tek bize mi büyümedi?” mealinde paylaşımlar yapıyor. 

Ekonomideki %9,9 (neyse ki 10 değil) küçülmeyle, tarımdaki %4 büyümeyi birleştirip, tarım sektörüne olağanüstü başarı devşirmeye çalışanlar da var. Hani, akıntıya karşı alınmış mesafe gibi… 

Halbuki can havliyle çalışan yüzbinlerce çiftçi, büyüme falan görmüyor. 

Tarım sektöründeki büyümeye birkaç örnek durumla açıklık getirelim. 

KÜÇÜLEN EKONOMİDE LİRA ERİR

İthal tarım girdileri dövizle satın alınır. Türkiye’ye girdikten sonra TL ile satılır. Yani, kurun sürekli yükseldiği bir ortamda 100 dolara ithal ettiğiniz girdiyi, bırakın karlılığı; ertesi gün 100 dolara satamazsınız. İthal ettiğiniz tarihte girdinin TL karşılığı neyse, yurt içi satış fiyatını ona göre belirlersiniz; o fiyattan sözleşmelerinizi yapar, satarsınız. Bu da kur artışı nedeniyle, belirlediğiniz TL bazlı satış fiyatınızı, döviz arttıkça, eritir. Lira erir. 

Devasa problemimiz olan “tahsilat vadelerinden” ise hiç bahsetmeden devam edelim. 

Bazı ithalatçı şirketler ürün fiyatını belirlerken kısa dönemlere endeksledikleri fiyat artışları uygularlar. Mesela ilk 3 ay için şu fiyat sonrası için bu fiyat gibi… 

Bir süredir bazı ürünlerde bu vadeler haftalık belirlenir oldu, onu da söyleyelim. 

Öte yandan büyümekte olan tarım sektörünün asıl can yakıcı başka bir sorunu ise ithalatın azalmasıdır. Girdi ithalatının azalması ise iyi bir şey değildir, kötü bir şeydir. Neden kötüdür, anlatmaya çalışalım. 

KUR RİSKİ İTHALATI AZALTIYOR

Başka sektörlerdeki durumu bilmem ama tarım sektöründe ithalatın azalması çok ciddi bir soruna neden oluyor. Kur riskini almak istemeyen ithalatçı ithalatı durduruveriyor. İthalat azalınca sektörün cari açığa katkısı da, güya artıyor. Ama üretim? İthalatın düzensizleşmesi bile büyük bir dert iken, ithalatın azalmasının üretimde neden olduğu, başka boyutlardaki sorunlar ne olacak?

Birkaç hafta önce Aydınlı bir üretici dostum, Akdeniz Meyve Sineği’ne etkili bir zirai ilacı, bir türlü bulamadıklarını söyleyip benden yardım istedi. Yardım dedikleri şu; Antalya’da herhalde 700 kadar zirai ilaç bayisi var; tanıdık bir bayide varsa, araştırıp bilgi vermemi istediler. 

Tanıdığımız hiç bir bayide bulamadık. Ruhsat sahibi kişiye çok dolaylı şekilde ulaştıktan sonra da şunu öğrendik; ithalatı sadece kendisi ve eş dost yakın çevresi için birkaç palet yapıyormuş; işin ticareti umurunda bile değilmiş. Düşünsenize, Türkiye’de ruhsat sahibi şirket, ilacı ithal etmekten vazgeçiyor veya ithalatı umursamıyor. 

KUR TEDBİRLERİ YASAKLANAN GİRDİ ETKİSİYLE BİRLEŞİNCE

Birçok üretici benzer örnekler verebilir. İlaç, gübre ve başka girdiler dövizin seyrine bağlı olarak ithal edilmeyebiliyor. 

Tarımsal girdilerin çevreye ve insan sağlığına verdiği zarar dolayısıyla bu durumu bilse, sevinecek kimseler de var. Ama bilmiyorlar. 

Hoş hem bilseler, hem de sevinseler yine yanılacaklar çünkü üreticinin ruhsatlı, dozu-etiketi belli ürünü bulamayınca neler yaptığını da bilmiyorlar. 

Felaket tellallığı yapacak değiliz ama böyle giderse felaket olacak, böyle gittikçe de oluyor. 

Temmuz ayında bazı kimyasal girdilerin etken maddeleri yasaklandı, bazılarının da kullanımı belli bir takvime bağlanarak kısıtlandı. Kısıtlanan etken maddelerin çoğu da belirlenen vade sonunda teker teker kullanımdan kalkacak. 

Döviz etkisine bitki koruma ürünlerinin yasaklanmasının etkileri de eklendiği zaman, çiftçilerin karşı karşıya kaldığı durumu tarif etmek zor. 

ALTERNATİF ARAYIŞLARI: MİKROBİYALLER ÇARE OLUR MU?

Vaziyeti gören vizyon sahibi birçok ziraat mühendisi ve bitki koruma alanında çalışan şirketler, alternatif ürünlerle ilgili arayış içine girdiler. Akla ilk gelen seçeneklerden biri de henüz Türkiye’de çok fazla kullanılmayan mikrobiyal ürünler. 

Ama mikrobiyal ürünler, bu konuda mesafe almış ülkelerde de henüz rayına oturmuş değil. Mikrobiyal ürünler canlı organizmalar olduğu için risk ihtimalleri, kimyasallarda olduğu gibi yarılanma ömrüyle sonlanmıyor. Canlılık koşulları ve insan sağlığı açısından farklı bulaşma biçim ve şartlarında hangi yan etkileri yaratacağı konusu, bitmeyen bir araştırma ve test süreci gerektiriyor. 

Yine de etkinliği ve etkileri belirlenmiş bazı mikrobiyaller devreye girebilir. Ama bu noktada Türkiye’deki ruhsatlandırma süreçlerine takılıyorlar. 

MAKYAJLI SEKTÖRÜMÜZ: TARIM

Ülkede ihtiyacı karşılamaktan giderek uzaklaşan üretim miktarlarından bahsediyoruz. İthalat kapılarını giderek daha çok açan tarım politikalarından bahsediyoruz. Aynı döviz tutarı için daha çok ürün ihraç etmekten bahsediyoruz. Katlanarak artan girdi maliyetlerinden bahsediyoruz. Ürün fiyatlarının maliyetlerin altına düştüğünden bahsediyoruz. 2020'de 280 bin çiftçinin Çiftçi Kayıt Sistemi'ne kayıt yaptırmadığından, üretimi terk ettiğinden bahsediyoruz.  

Ama tarım sektörü büyüyor. 

Artan döviz kurları sayesinde bir nebze artan ihracat rakamlarıyla sektörün nasıl, nerede, kimler için büyüdüğünü kestirmek çok zor. 

İhracattaki artışın çok önemli etkenlerinden biri de salgın hastalık şartları, elbette. Uzaktaki büyük üretici Çin’den ithal etmektense, yakındaki Türkiye’den ithal etmeyi seçen birçok ülke oldu. Çin örneği lafın gelişidir, uzak mesafeden ithalatın hijyen riskleri ile başka ülkelerin ihracatı da düştü. 

Bunlar tarım sektörünü büyüttüyse, amenna diyeceğiz. Başkalarının felaketlerinden nemalanmayı içimize sindiriyorsak sevineceğiz. 

Sindirmiyorsak sevinmeyeceğiz. Buna büyüme denmez. Buna makyaj denir. 

Önceki ve Sonraki Yazılar