1. YAZARLAR

  2. Aziz Oral

  3. Doğa tahribatına kim dur diyecek?
Aziz Oral

Aziz Oral

Yazarın Tüm Yazıları >

Doğa tahribatına kim dur diyecek?

Ülkemizin doğası tüm dünya insanlarını kıskandıracak özelliklere sahip. Yurdun her bölgesinde dört mevsimi yaşamak mümkün. Dünyanın hiçbir ülkesinde yetişmeyen ürünler ve çok ender endemik ürünler Türkiye’de yetiştirilebiliyor.

Çok taze bir haberle bugün yine irkildim. Ordu’da içme suyu alınan ırmağa yapılacak hidroelektrik santrali (HES) projesi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) tarafından iptal edilmiş. Daha önce Ordu İdare Mahkemesi tarafından iki kez durdurma kararı verilen HES projesinin ruhsatı da, EPDK tarafından sonlandırılmış. Haberi okuyunca şöyle bir geçmişe baktım. HES, RES, JES projeleriyle ilgili yüzlerce habere ulaştım.

Bu haberlerin ilkini ve en korkunç olanını bütün dünya Kazdağları ile duymuştu. Kanadalı Alamos Gold şirketi, Kazdağları’nda altın aramak için sayısı belirsiz miktarda çam ağacını katlederek dünyaca meşhur Kazdağlarımızı talan etti ve büyük bir doğa faciası yarattı. 

Katlettiği ağaçlar yetmez gibi siyanür havuzlarıyla tüm çevreyi geri dönülmez biçimde kirletti. 

KAZDAĞLARINDAKİ TAHRİBATIN TARİFİ

Ne hikmetse hiçbir yetkilimizden tek cümle bir söz duyamadık. Kazdağları’nda çok sayıda araştırma yapan Jeoloji Yüksek Mühendisi Dr. Eşref Atabey, olup bitenlerden sonra varılan notkayı şöyle tarif ediyor: Ekosistem tamamen yok oldu. Kesilen ağaçlardan sonra kazılan arazide toprak kalmadı. Yeraltı suları azaldı veya yok oldu; kalan kısmı ise kirlendi. Çevredeki ağaçlar kurudu. Maden çevresinde asit maden drenajı denilen asidik sular oluştu. Halihazırda bu asidik sular, tüm canlı yaşamını tehdit ediyor. 

kazdaglari.jpg

 

İnsan bu açıklamaları okurken bile irkiliyor. Çevre halkı konuya çok duyarlı ancak devleti yönetenler “para gelsin de nerden gelirse gelsin” mantığı ile davranıyor. Emniyet güçleri direnen insanları bölgeye sokmamak için barikatlar kuruyor. 

Aklıma bir şey geliyor; acaba biz bu ülkede kiracı mıyız? Bir süre sonra başka bir yere mi taşınacağız? 

Bu sadece bir örnek.

Kazdağları İstanbul Dayanışması, Alamos Gold’un Kazdağları’nda kurmak istediği altın madeni projesine verilen iznin iptal edildiğini duyurdu. İnanalım mı?

SIRA AYVALIK TABİAT PARKI’NA GELDİ

Hemen Kazdağları’nın yakınındaki Ayvalık Tabiat Parkı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca sit dereceleri düşürülerek üç parçaya ayrılıp yapılaşmaya açılmaya çalışılıyor. 

Bu haber de Ayvalık sakinlerini ve siyasilerini harekete geçiriyor ve halk bu tahribata dur diyor. Tabi ki her zaman olduğu gibi duyan olmuyor. 

İnşallah duyan olur ve yine dünyaca meşhur Ayvalık gibi turistik bir beldemizin doğası talan edilmez diye umuyorum.

MANİSA BALIKESİR BÖLGESİNDE DEV ALTIN MADENİ

Hemen güneyde Manisa; Balıkesir çevresinde benzer işler dönüyor. Salihli Çevre Derneği’nin sosyal medyada paylaştığı bir haber: “Ülkemiz yine çok büyük bir doğa talanı ile yüz yüze.” 

madra-dagi.jpg

 

Bir şirkete ait altın madeni, İvrindi’de 6.606 hektarlık ruhsat ve 856 hektarlık işletme alanı ile Türkiye’nin en büyük altın madeni işletmesi imiş. Madra Dağı üzerinde bulunan bu madenin ruhsat alanı Balıkesir, Manisa ve İzmir il sınırları içinde yer alıyor. Maden işletmesinin konuşlandığı yükseklik nedeniyle çevresindeki çok sayıda köyün yanı sıra; Edremit, İvrindi, Balıkesir, Burhaniye, Ayvalık ve Bergama’yı da etkileme riski bulunuyor. Çok sayıda ağaç kesilerek açılan alanda konuşlanan maden işletmesi, başta Madra Dağı ekosistemi olmak üzere, ormanlara, yaylalara, meralara, tarım alanlarına, zeytinliklere, derelere, yeraltı su kaynaklarına ve çevredeki canlıların yaşamına olumsuz etki yapacak.

Yöreden alınan görüntüler, daha şimdiden on binlerce ağacın kesildiğini gözler önüne seriyor. Birçok mera da maden sahasının içinde kaldığından şimdiden kullanılamaz hale gelmiş. 

Tüm çevreyi bu denli tahrip edecek ve onarılması imkansız doğa felaketi yaratacak bu ruhsatları verenler hangi ülkenin yöneticileri acaba?

Tekrar etmeden geçemiyorum; gerçekten biz bu ülkede kiracı mıyız?

YATIRIMCIYA HER ŞEY BEDAVA

Hemen yakından bir kötü haber daha: “Aydın’ın Germencik ilçesi sınırları içinde bir firmaya ait elektrik üretmek üzere yapılması planlanan Efe-8 Jeotermal Enerji Santrali (JES) Projesi için verilen çevresel etki değerlendirme (ÇED) olumlu kararı, Aydın 2. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi. Ancak şirket hukuki sonuçları beklemeden tekrar ÇED raporu alıp Bakanlığa müracaat ediyor ve çevre halkı ile mücadeleye devam ediyor.” 

Tabi ki Bakanlık şirketten yana hareket ederek izin veriyor. Danıştay iptal ediyor, fakat şirket tekrar tekrar ÇED raporları alıyor ve mücadele sürüyor.

jes-jeotermal.jpg

 

Şöyle bir düşününce “Niye bu kadar mücadele ediyorlar? Olmuyorsa olmuyordur!” diyebilirsiniz. Bu sorunun şöyle bir cevabı var; arazi devletten; yatırım tutarı dış kredi veya iç kredi, kredilerin çoğunda hazine garantileri var; jeotermal enerji halkın malı, doğadan; üretecekleri enerjinin garantili alıcısı devlet, parası peşin. 

Böyle olunca yatırımcının iştahı o kadar kabarıyor ki önüne çıkan tüm engelleri aşıp sonuca ulaşmak için canla başla uğraşıyorlar.

SEFERİHİSAR’DA DENİZİ PARSELLEDİLER

Sadece dağlar ve ovalar talan edilmiyor, sırada denizlerimiz ve koylarımız var. 

Bir örnek de denizlerimizden!

İzmir'in en güzel ilçelerinden biri olan Seferihisar'da, 8.850 ton kapasiteli balık çiftliğine izin veriliyor. 

Yargıdan dönen bir iş nasıl oluyor da tekrar gündeme geliyor? Yapılmak istenen bu çiftliğin arkasındaki güç kim veya kimlerdir? Dünyanın en güzel yerlerinden biri olan Sığacık Körfezi ve bakir kalan koylarını kim katletmek istiyor?

Evet. Şimdi bir kere daha soralım: Bizler bu güzel ülkede kiracı mıyız? Talan edip başka bir ülkeye mi gideceğiz? 

Ne yazık ki bu örneklerin sonu gelmiyor. Bir yandan mücadeleye, bir yandan da gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar