1. YAZARLAR

  2. Gülden Afşar

  3. Biyolojik Mücadele: Denge
Gülden Afşar

Gülden Afşar

Endüstri Mühendisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Biyolojik Mücadele: Denge

Büyüdüğüm yerde üzüm bağlarımız ve meyve ağaçlarımız vardı. Bağbozumu gelmiş, salça zamanıymış, cevizler geçiyormuş, elma kurtlanıyormuş… 

Mevsimine göre hep bir telaş olurdu evimizde. Çoluk çocuk her hafta sonu toplanır gider ve kendimize bir görev edinirdik mutlaka bu koşturmacada.  

Ağaçlara tırmanır, avuçlar dolusu meyve yerdik dalından. “Yağmur yıkamıştır onun tozunu” derdi ananem. Yıkamaya gerek görmezdik. En kötü olasılık, karın ağrısı olurdu. 

Çünkü toprak bilirdi ne yapacağını, kimi ağlatıp kimi güldüreceğini, kime yurt olup kime sırt çevireceğini. Bize düşmezdi onun dengesine karışmak. Ananem öyle derdi… 

Ben yaşamın en temel unsurlarından birinin DENGE olduğuna inananlardanım. Yürümek için önce dengede durmak gerekir, şarkı söylemek nefesin dengesidir, güzel yemeğin sırrı malzemelerinin dengesinde yatar, meşhur X’imizi ancak sayıların dengesini kurduktan sonra arayabiliriz. 

Dengesizlikse ürkütür. Dengesizlikten çekiniriz. Eşin dostun, suyun havanın… dengelisini ararız.

Kurulmuş dengeyi korumak da büyük iştir. Hele hele doğanın dengesini korumak belki de işlerin en büyüğü…

Doğal dengenin en çok gözetilmesi gereken alanların başında, bana göre tarımsal üretim gelir. 

Bilim, teknoloji, sanayi… bunların kıymeti tartışılmaz ama ben tarımın üstünlüğüne inanırım. Tarım politikalarının çok güçlü kurulması ve uygulanması benim için bir ülkenin insanına verdiği değerin en önemli göstergesidir.  

Çünkü son dönemlerin çok moda bir tabiriyle, “ne yersek oyuz”. 
 
Daha dün gördüm, evimin 5 km çapında 2 yeni “beslenme ve yaşam koçluğu” merkezi açılmış. En çok satanlar listelerinde “doğal beslen, sağlıklı yaşa” kitapları üst sıralarda. Görüşler, yediğimiz içtiğimiz şeylerin ruh halimizi etkileyebildiği yönünde birleşiyor. Çok enteresan geliyor bana, çok.  

Tüm bunları kısa sürede sönüverecek birçok moda akımdan biri olarak değerlendirmek ve umursamamak bir tercih. Ben umursuyorum, bunların kendimin ve ailemin hem beden, hem akıl sağlını ilgilendirebilecek önemli detaylar olduğuna inanıyorum. Bu nedenle de uğur böceklerini aramaya devam ediyorum. 

Tarım, insanlığın varoluşu kadar eski. Tarım zararlıları da haliyle tarım kadar eski. Yani, basit bir bakış açısıyla, bugün Tarımsal Üretimde Zararlı Mücadelesi, Bitki Koruma, Bitki Gelişimini Düzenleme, Zirai Mücadele, Zirai İlaç, Entegre Mücadele, Biyolojik Mücadele, vb. birçok isim ve uzmanlık altında ele alınan ve akıl almaz büyüklükte bir endüstrinin akıl almaz uygulamalarla ve inanılmaz bütçelerle sürdürmeye çalıştığı tarımsal ürünleri tarım zararlılarından koruma çabası, aslında insanlık tarihi kadar eski. 

DIŞARIDAN MÜDAHALE NE DEMEKTİR?

Fırtına, sel, dolu, kuraklık, uğur böceği istilası, uğur böceği yokluğu… gibi birçok öngörmesi zor değişkene rağmen ve aynı zamanda bu değişkenler sayesinde dengede kalmış, her durumda kendi mücadele yöntemini geliştirmiş, doğal dengesini sağlamış ve bereketinden vazgeçmemiş bu topraklar kadar eski. 

O zaman akla şu soru gelmiyor mu; ne değişti? Niye karışıyoruz toprağın dengesine? Benim en çok duyduğum birkaç cevap şöyle; 

  • Dünya nüfusu çok hızlı artıyor, doğal denge bu artışa yetecek mahsul veremiyor. Verimliliği artırmak için dışarıdan müdahale şart
  • Doğal denge çok bozuldu, dışarıdan müdahale olmadan bitki kendi kendine yetişemez. Toprak ilave vitaminlerle, minerallerle dengelenmeli. 
  • Doğal denge çok bozuldu, zararlı görüldüyse derhal yok edilmeli, mahsul riske atılamaz. Dışarıdan müdahale edip zararlıyı derhal ortadan kaldırmak gerekiyor. 

Bu değerlendirmelere kısmen ya da tamamen katılabilir veya reddedebiliriz. Biz ne düşünürsek düşünelim, bu yönde gelişmiş ciddi bir endüstri var. İhtiyaç mı endüstriyi doğurdu, endüstri mi ihtiyacı yarattı; ayrı bir tartışma konusu. Ben konunun şurasındayım; bu dışarıdan müdahale ne demek? 

Bugün Tarım Bakanlığımızın denetiminde olan ve resmi internet sayfasında da “Bitki Koruma Ürünleri” adı altında listelenmekte olan yüzlerce zirai ürün (halk arasında ilaç) var. Sadece bizim ülkemizde kullanımı mümkün olan yüzlercesi, dünya üzerinde belki milyonlarcası var. Bunların tümü doğal dengeye dışarıdan müdahale etmek için kullanılan ürünler. 

Müdahale şekline ya da kullanım yöntemine göre, ortadan kaldırdığı zararlıya göre, içerdiği “yabancı” maddelere ya da “yabancı” madde içerip içermediğine göre farklı gruplarda ele alınan bu ürünlerin toprakta gelecek nesillere bıraktığı tesirler, kalıntı meseleleri, artan kanser vakalarıyla ilgileri vb. nitelendirmeler, başlı başına uzmanlık konuları. Benim bugünkü gündemim daha önce de söylediğim gibi uğur böcekleri ve akrabaları.

Halihazırda ülkemizde Tarım Bakanlığımızın ticari olarak piyasaya arzına izin verdiği yaklaşık 30 çeşit uğurlumuz var. Sevgili uğur böceğimiz en bilinenlerinden olmak üzere birçok böcek, parazitoit, predatör, entomopatojen ve çeşitli diğer varlıklardan oluşan doğal canlılar bunlar. 

Mevzuatımızda Biyolojik Mücadele Etmenleri (BME) olarak adlandırılan bu canlılar, kullanım amacı itibarıyla yukarıda bahsettiğim Bitki Koruma Ürünleri ile aynı kategoride ele alınıyor. 

Ancak ürün özellikleri itibarıyla Bitki Koruma Ürünlerinden epeyce farklı yönleri var; nefes alıyorlar, hareket ediyorlar, uygun ortamda çoğalıp uygun olmayan ortamda ölüyorlar; üşüyor, acıkıyor, terliyorlar... Adı üstünde biyolojikler, canlılar. 

BİYOLOJİK MÜCADELE ETMENLERİ HER YERDE

Biyolojik Mücadele Etmenleri ile her yerde karşılaşmak mümkün; balkonda, bahçede, serada… bitki yetişen her yerde. Kendi düzenlerinde yaşar giderler. Biz ancak onların yerini değiştirebiliriz. İtiraf etmeliyim ki her çeşidi uğur böceği kadar sevimli görünmeyebilir, hatta gözle görünemeyen çeşitleri de vardır ama doğal dengelerini anladığımız sürece uğurlarını sürdürürler. 

Tarımsal üretimde Biyolojik Mücadele Etmenlerinin başrolde olduğu süreçler bütününe ise Biyolojik Mücadele adı verilir.

Biyolojik Mücadele en basit ifadeyle, tarımsal üretimi zayıflattığı gözlenen istenmeyen varlıkların yanına, bu zararlıları yok ederek hayatta kalan diğer varlıkların bırakılması işidir. 

Bu anlamda Biyolojik Mücadele için kimin yararlı kimin zararlı olduğu ortamdaki popülasyona göre değişebilir. Mesela bizim sevimli uğur böceği ailemiz aşırı kalabalıklaşır ve doğal dengeyi zorlamaya başlarsa bu noktada uğurluluk misyonundan uzaklaşmaya da başlar. Bu durumda uğur böceğinin sayısını dengeleyecek başka bir uğurlu böceğin ortama bırakılma zamanı gelmiş olabilir. Bu yönüyle biyolojik mücadele ezber bozan bir iştir; ilgi, bilgi, gözlem gerektirir.

KİMYASALLARIN EFENDİSİ OLMAK

Yani biyolojik mücadele aslında bir denge meselesidir. Doğal düzenin küçük bir modelidir. Zararlıyla zararsızı, büyükle küçüğü, hızlıyla yavaşı dengelemektir. Direksiyonu dengeye bırakmaktır. Uğur böceklerine, uğur böceklerinin doğadaki yüzlerce binlerce akrabasına, toprakta uğurlu işler yapmaya çalışan bütün canlı türlere fırsat vermektir. Kolaya kaçıp tek hareketle iyiyi kötüyü, yararlıyı zararlıyı ortadan kaldırmamaktır. 

Biyolojik mücadelenin temel prensibi toprağı feda etmemek, gelecek nesillere aktarabilmektir. Bu yüzden kolay kolay kimyaya başvurmaz, başvuruyorsa da esiri değil efendisi olarak yapar bunu. 

En önemlisi de huzurlu iştir biyolojik mücadele. Kalbe vicdana ağır gelmez... Çocuklarımıza anlatabileceğimiz iştir; utanmadan, sıkılmadan, saklamadan…

Biyolojik mücadele hakkında, ülkemizdeki mevzuat her gün gelişmekte, bu konudaki yayın ve yazılar her geçen gün artmakta, toplumsal farkındalığımız giderek daha fazla oluşmaktadır. 

Konuyla ilgili en büyük görev Tarım ve Orman Bakanlığımız ve Sağlık Bakanlığımıza düşmektedir ki bu konularda ciddi mesailer harcadıklarını, bilimsel esaslarla gıda ve toplum sağlığımızı koruyacak birçok çalışma yaptıklarını gözleyebiliyorum. 

Dilerim en kısa sürede doğala döneriz, doğalı kaybetmeden. 

Sağlıkla kalın,
Görüşmek üzere.

Önceki ve Sonraki Yazılar