1. YAZARLAR

  2. Aziz Oral

  3. Bereketli topraklarda her şeyi ithal etmek
Aziz Oral

Aziz Oral

Yazarın Tüm Yazıları >

Bereketli topraklarda her şeyi ithal etmek

02 Şubat 2021 tarihli makalemde tarif ettiğim risklerin, tehditlerin önemli ölçüde gerçekleşmiş olmasının verdiği üzüntüyle, o gün işaret ettiğimiz hususları hatırlamak istiyorum. 

Tükettiğimiz tütün ithal. Yağ tüketiyoruz, ithal. TürkŞeker fiyatları arttırdı, şekeri de ithal ettiğimiz oldu. Henüz fındık ithal etmedik ama yakında o da olur. 

Çorum, Amasya, Tokat, Yozgat, Kırşehir dolaylarında nohut, mercimek, soğan pirinç; bütün tahıllar, bakliyatlar üretilip halkın tüketimine sunulurdu. Bugün yukarıda sayılanların hepsi ithal ediliyor. Ambalajların üzerinde menşe yerine baktığımızda Kanada, ABD, Çin, Rusya veya başka bir ülkenin adı yazıyor. Gerçi “samanı bile ithal ettiğimize göre yukarıdakilerin ithal edilmesi gayet normal sayılır” diyerek, diğer durumları izaha çalışmıştım. 

Sayın Bakan bu olaylar olurken çok önemli bir cümle kullandı, “Paramız var ki, ithal ediyoruz” dedi.  

PARAN OLSA DA İTHAL EDEMEYECEKSİN
Ben de bugün soruyorum, “Buyurun ithal edin sayın Bakan! En çok tarım ürünü ithal ettiğimiz iki ülke savaşıyor! Haydi gidin de ithalat yapın.”

Merak ediyorum, yukarıda saydığımız illerimizde petrol mü fışkırdı? Bu insanların topraktan ve üretimden koparılmalarının sebebi ne olabilir diye sorup gündemde olan sebepleri sıralamışım. 

“Köylerimizin mahalle statüsüne alınmasının sebebi ne olabilir? Arazi rantı, inşaat rantı bu kadar mı kıymetli bir şey?” diyerek devam etmiştim. Evet büyükşehirlerimize bağlı köyler mahalle statüsüne alındı ve tarımda yıkımın temeli böylece atılmış oldu. 

Şimdi bu konuyu açıklamaya çalışayım. Coğrafi bölgelerimize göre köylerimizde tüm tarım ürünleri arazi miktarına göre gerek kendi ihtiyaçları için gerekse satılmak üzere üretilir. 

Örnek olarak bizim evimizde tahıl ambarları vardı. Buğday, arpa, mısır üretilir, hasat edilir ve ihtiyacımız bu ambarlara konurdu. Sonra ihtiyaç kadarı değirmende un haline getirilir, ekmek yapılır ve tüketilirdi. Arpalar da hayvan yemi olarak değerlendirilirdi. Ahırımızda iki baş sağmal inek, buzağıları, bir çift öküz, birkaç kuzu, birde at veya eşek beslenir ve tüm hizmetlerde kullanılırdı. Bahçedeki kümeslerde yeteri kadar tavuk beslenirdi. 

Burayı mahalle haline getirmişler ve vatandaş bunların tamamını terk etmek zorunda kalmış. Köyde bir tane hayvan kalmamış, zira komşular rahatsız olmuş. Üretim sıfır, tüm köy halkı tüketici olmuş. Ekmek şehirden, diğerleri pazardan! Böyle bir durum kabul edilebilir mi? 

KÖYLERİN YARISI TARIMDAN KOPARILDI
Köy iken mahalle haline getirilerek her türlü tarımsal ve hayvansal üretimden koparılan köy sayısı 20 bin civarında. Kısaca Türkiye köylerinin yarısı hazır yiyici tüketici haline getirilmiş. İş bulabilen gençler şehrin varoşlarına kaçmış, köyde az sayıda yaşlı ile dışardan göçenler gelip oturuyorlar. 

Şimdi neden bugünlere geldiğimiz anlaşılıyor mu? Mahalleye dönüştürülen köylerin 50’şer hane olduğu düşünüldüğünde 1 milyon, 100’er hane olduğu düşünüldüğünde 2 milyon hanede üçer baş hayvan bulunabileceği hesabı ile 6 milyon büyükbaş ile 10 milyondan fazla küçükbaş hayvan elden çıkarılmış ve hayvan varlığımız yetersiz hale gelmiştir. 

Müracaat ihracatçı ülkelere! Canlı hayvan ithalatına böylece başlanmıştır. Tabi önemli değil “paramız var ki ithal ediyoruz.” Şimdi paramız da yok! Neyleyelim? 

YAĞ FİYATLARINI BİR YIL ÖNCE ÖNGÖRDÜK
Diğer taraftan 30 büyükşehrin tüm köyleri tarımsal üretimden uzaklaşınca tüm bakliyatlar, tahıllar ve diğer ürünler üretilmez olmuş ve hepsinde ithalata başlanmıştır. Bu ülke ve bu insanlar bu durumlara layık mıdır?

“Ayçiçek yağını daha da pahalıya tüketeceğiz” diye yazmıştım. Evet, tabiri ile ‘aynı ile varit.’ 

Bu günlerde gıda maddelerinin fiyatlarıyla ilgili bir fırtınadır, koptu gidiyor. Ayçiçek yağı basın ve medya haberlerinin dörtte üçünü dolduruyor. Ayçiçek yağı taşıyan gemileri, Ukrayna’dan kalkışlarını ve Türkiye’ye ulaşacakları günü sabırsızlıkla bekliyoruz. 

Size şöyle söyleyeyim; bu olanlar daha başlangıçtır. Dünyada pandemi, küresel ısınma ve iklim değişikliği sebebiyle tüm ürünlerin üretiminde sıkıntılar yaşanıyor. Bir yerde kuraklık, bir başka yerde aşırı yağışlar; bir taraftan korona virüs sebebiyle işçi çalıştıramayan topraklar ve tesisler yüzünden her üründe üretim düşüklüğü yaşanıyor. Ham yağ fiyatları 690 dolardan, 1.300 dolara fırladı. Buğday ve diğer ürünlerde benzeri yükselişler var. Zeytin ve zeytinyağı fiyatları da oldukça yükseldi. Millet ağlıyor! “5 kg’lık ayçiçek yağı 85 lira olmuş! Bu fiyatlar daha azdır, onu söyleyeyim size. Yakında ayçiçek yağının fiyatı daha da yükselecek” diye yazmışım. Zira tükettiğimiz yağın %65’i ithal. Bugün 5 lt’lik yağ 250 TL civarında.

HASAT ZAMANI İTHAL GÜMRÜKLERİNİ SIFIRLAMAK
Yakında buğdayda da aynı şeyler olacak diye korkuyorum. Çünkü Türk halkı karnını ekmekle doyurur. Dünyada ekmek tüketiminde ilk sıralardayız. 

Türk üreticisine verilmeyen destekler, yabancı ülke üreticilerine gidiyor. Hasat sezonunda bir tarım ürününün ithalatından alınan gümrük vergilerinin sıfırlanmasının sebebini bir bilen varsa, bana da anlatsın lütfen! 

Bu paragrafın anlamı şu; tüketime yetiremediğimiz tarım ürünlerini ithal ediyoruz. Bu yetmiyor, bu ürünlerin yurt içinde üretilenleri hasat edilip piyasaya çıktıkları zamanda, aynı ürünlerin ithalatından alınan gümrük vergisi ve fonlarını düşürerek bu malların fiyatlarını ucuzlatıyoruz. 

Temmuz ayından itibaren buğdaylar hasat edilerek satışa sunuluyor. Dışardan gelenin ithal fiyatı vergi ve fonların sıfırlanması nedeni ile çok ucuzluyor. Yerli üreticimize de aynı fiyatlar verilerek yabancı üreticilerle rekabete sokularak emeğinin karşılığını alması önlenmiş oluyor, zira yabancı üreticinin girdi maliyeti bizim üreticimizin üretim maliyetinin yarısı kadar. 

Bu sebeple üretici gelecek dönem bu üründen vazgeçiyor. Sonuç olarak genel üretim düşüyor. Bir de un ihracatı yapılınca fırıncılara yetecek un ve buğday kalmıyor. 2021 yılında uygulanan buğday alım fiyatı 2,25 TL, 2,65 TL arasında belirlenmiştir. Bugün bu fiyatlar üçe katlanmış halde. 

En kötü durum da şu; buğday ithal ettiğimiz iki ülke birbiriyle savaşıyor! Parası olan sayın Bakan, buyurun ithalat yapın!

Uygulanan destekleme politikaları yüzünden meydana gelen zararlar sebebiyle birlikleri ekonominin kara delikleri sayan siyasiler, devlet destekleme alımları yapan Tarım Satış Kooperatiflerini, Dünya Bankası kredileriyle tasfiye ettiler. 

Her birinin muazzam değerdeki varlıkları da haraç mezat satıldı. Tarımsal desteklemelerin azaltılacağı; yenilerinin yapılmayacağı Avrupa Birliği’ne taahhüt edildi.

Bütün bu gelişmelerden sonra tarım politikaları değişmezse, tarımla ilgili yaklaşan asıl büyük problem; gıdaya erişim problemidir. Yakın gelecekte Türkiye’nin en büyük sorunu; gıda maddeleri üretimindeki büyük azalış ve gıdaya ulaşamama sorunu olacaktır.  

Geçen yılki makalemi bu sözlerle bitirmiştim. Gıdaya erişememek; gıdaya ulaşamamak, paranız olsa dahi bu ürünleri satın alamamanız demektir. Üretilemediği için bunları satın alamamak demektir.

STRATEJİK KURUMLAR YENİDEN KAMULAŞTIRILMALI
Gerçekten dünyanın son durumu ne yazık ki bize de bu sıkıntıları yaşatacak gibi görünüyor. Rusya-Ukrayna savaşı sebebi ile karışan dünyamız, inşallah bir büyük savaş görmeden bu durumu sonlandırır ve dünya rahat bir nefes alır.

Türkiye olarak yapılacak iş, tarım desteklemelerini arttırmak ve üreticiyi toprağı ile barıştırmaktır. Tarım ürünleri girdilerine ulaşamayan üreticilere her türlü girdi desteği verilmelidir. Haraç mezat satılan devasa tarımsal sanayi kuruluşları tekrar kamulaştırılmalıdır. Başta şeker fabrikaları sahibine geri dönmeli, münavebe bitkisi olan pancar üretimi yeterli ölçüde ektirilmeli, üçlü münavebe ile yağlık ayçiçeği, buğday ve pancar üretimimiz ülkemize yeterli hale getirilmelidir. 

Gübre fabrikalarımız, tarıma hizmet eden özelleştirilmiş tüm kurumlar en kısa zamanda eski hallerine getirilmelidir. Dünyada kendi kendine yeterli sayılı birkaç tarım ülkesinden biri olan Türkiye’de gübre fabrikaları satılır mı? Zirai Donatım Kurumu kapatılır mı? Üreticilerin her türlü ihtiyaçlarını karşılayarak tarımsal sanayi ürünlerini ürettirerek satın alan ve değerlendiren Tarım Satış Kooperatifleri derdest edilir mi!

Aksi halde sığınmacılar ve diğer beklenmeyen misafirlerle birlikte yüz milyona yakın sayıda insanı beslemek hiç de kolay olmayacaktır. Girdi maliyetleri normale döndüğünde yaş sebze meyve üretimimiz mevsimlere göre yine yeterli miktara ve normal fiyatlarına dönecektir. 

Sağlıklı ve gıda ürünlerine ulaşabileceğimiz güzel günlere, hep birlikte inşallah… 

Önceki ve Sonraki Yazılar