1. YAZARLAR

  2. Muhsin Nuraydın

  3. Ata yadigarı ziraat
Muhsin Nuraydın

Muhsin Nuraydın

Üretici
Yazarın Tüm Yazıları >

Ata yadigarı ziraat

Şehir merkezinde doğdum. Köy yaşamı ve tarım ile tanışıklığım çok dar bir çerçevedeydi. Çocukluk ve ilk gençlik yıllarında; atalarımızın yaşadığı Mengüllü köyüne çok özel günler dışında pek gittiğimiz yoktu. Yılda bir ya da en fazla iki kez ya düğün için ya da kurban kesilen bayramlarda götürülürdük.
 
Zaten bu ziyaretler de çok dar zamanda ve belli bir program dahilindeydi. Düğünlerde akşam saatlerinde ve düğünün gerçekleştiği alan dışında hiçbir şeyi ve yeri göremezdik. 

Bayram vesilesiyle gidişlerimizde köyde gündüz ve daha uzun sürelerle kalma şansımız olurdu. Ancak herkes bayram havasında olduğundan tarımsal hiçbir faaliyeti gözlemleme imkanım olmazdı. 

Ama o yıllarda başka bir şansım vardı. Şehrin hemen 6 kilometre yakınında 12 dönüm arazi içinde iki göz bir evde yaşayan dedemizi ziyarete giderdik. Bu ziyaretler de genellikle güzel havalarda ve ayda bir, en fazla iki kez olurdu. 
Köye gittiğimizde ilk önce Babaanneye koşturur; bana çok farklı ve lezzetli gelen köy tereyağı sürülmüş sıcak esmer sac ekmeği ya da tandır ekmeği isterdim. Şansıma o gün elinde hangisi varsa onu verirdi. Ama en iyisi incecik açılmış esmer sıcak sac ekmeğiydi. 

Ninem bu ekmeği söylenerek hazırlar ve elime tutuştururdu. "Şehirde kar gibi beyaz, sünger gibi yumuşacık ekmek yiyorsunuz. O ekmek varken bunu neden istiyorsun?" diye kızar, ardında yumuşak zararsız küfürler ederdi. Bir yandan ekmeğimi yerken bir yandan da tarlada çalışan dedemi ilgi ve merakla izlerdim. 

Aradan onlarca yıl geçti. 2015 sonbaharında, turizm sezonu kapanır kapanmaz memlekete gittim. Evin önünde yaklaşık 10 senedir atıl duran, bir dönüme yakın bahçeyi ilkel yöntemlerle ekmeye karar verdim. 

Önce tarlaya yaklaşık 250 el arabası inek, koyun, keçi, güvercin, tavuk gübresi ile kurumuş, çürümüş otlar, yapraklar, çalılıklardan oluşan malzemeyi serdim. Araziyi boydan boya beden gücüyle çapaladım. 

Önce kışlık marul, ıspanak, pazı, turp, nane, maydanoz, roka, tere vb. tohumları toprakla buluşturdum. Sonra her gördüğüm yerde (ya da yediğimde) beğendiğim ve kurutarak yıllardır biriktirdiğim yazlık tohumlardan biber, domates, patlıcan, kabak, fasulye, barbunya, mısır, nohut, börülce vb. fideleri yetiştirmek için uygun bir yer arayışına girdim. 

Evin duvarının dibinde, korunaklı ve tam doğuya bakan, kuzey tarafı duvarla çevrili bir yeri gözüme kestirdim. Fide için o tohumları da Aralık ayı ortasında o alanda toprakla buluşturdum. Üstlerine de incecik bir tabaka hayvan gübresi serdim. 

Bu ekim dikim işini yaparken uzaktan beni izleyen, köyde doğup büyümüş (40 yaşına kadar köydeydi) büyük kuzenim yanıma yaklaşarak alaycı bir gülümsemeyle “Hasan*, oraya attığın tohumların hiçbirinin yaşama şansı yok. Hepsi soğuk havalarda, don yüzünden telef olur. Onlar için mutlaka sera yapmalısın” dedi. 

Ben sadece “Şansımı deneyeceğim kuzen” dedim ve işime devam ettim. Kuzenim müstehzi bir gülümsemeyle, “Siz şehirliler ne anlarsınız!” babında bir bakışla “İyi hadi bakalım. Kolay gelsin” diyerek yanımdan ayrıldı. 

İki ay sonra Şubat ortalarında çeşit çeşit onlarca fidem toprak üstünden bana gülümsüyordu. Kuzenim bu durumu görünce şaşkınlıkla “İnanamıyorum! Üstünü örtmeden kışın ortasında o tohumlardan bu fideler nasıl yetişti?” diye soruyordu. 

Cevabım çok net ve kısaydı: “Amcaoğlu, ben çocukluğumda hep dedemi gözlerdim. Yaptığım tek şey, hatırladığım kadarıyla onun yaptığını taklit etmekten ibaretti. Sonuç ortada!”

Yazının içinde ipuçlarını paylaştım ama teknik olarak o fidelerin, o soğukta nasıl yetiştiğini bilen okuyucularımız varsa, deyiversinler o eski usulleri!

*** 

*Gerçekte bana, ziraatçılığını taklit ettiğim dedemin ismini; "Hasan" adını vermişler. Ancak kafa kâğıdında Muhsin yazıyor. Mahalle mektebinde okuyorduk. Herkes bana “Hasan” diye sesleniyordu. Nedenini şimdiye kadar bilmem ama öğretmenimiz Şengül Hanım da kimlikte yazan Muhsin adını hiç kullanmadı. O da bana ya Nuraydın ya da Hasan diye hitap ederdi. Ben de ilkokul 4. Sınıf; 2. Sömestr başlangıcına kadar kendimi Hasan olarak biliyordum. Şengül öğretmenimiz tayinini isteyip bizi bıraktı. 2. Sömestrde okulumuza yeni atanan Naciye öğretmenimiz sınıfı devraldı. İlk yoklamasında defalarca Muhsin Nuraydın diye anons etti. Ama ben üstüme hiç alınmadım. Ancak sonuçta sınıf listesinde tek Nuraydın ben olduğum için, nüfus cüzdanında adımın Muhsin olarak yazıldığını tüm sınıf arkadaşlarımla aynı anda öğrenmiş oldum.

Önceki ve Sonraki Yazılar