24.11.2017
Cuma

Entansif tarım yapılan Antalya bölgesinde üreticinin emeği, doğanın amansız rüzgarında bir kere daha eridi, yok oldu…

“Entansif” dediğimizde “yoğun” yani çok sayıda üretim tesisini anlıyoruz çünkü.

Halbuki entansif tarım demek, en ileri tekniklerle, en gelişmiş teçhizat ve donanımla, en sağlıklı, en sağlam, en dayanıklı yapılarda üretmeyi anlamamız gerekir.

Bizimkisi entansif tarım falan değil.

Lojistik, iklim, ticari ilişki vs nedenlerle belli bölgelerde meydana getirdiğimiz yığılmadır bizimkisi… Başka bir şey değil.

Entansif hiç değil; yığılmış tarım. Bir yere yığılıyoruz, tarım yapıyoruz.

***

Genel bir çerçeveden bakarken aklımıza şunlar geliyor; nasıl oluyor da yoğun tarım yapılan bir bölgede, bunca emek heder oluyor, bunca ekonomik zarar meydana gelebiliyor?

Ekonomik zararı kenara koyun; bu defa yaralanan insanlarımız oldu. Kentin hem doğusunda, hem batısında birbiri ardına meydana gelen doğa olayları seraları tarumar etti.

Kimisi de diyor ki, “konstrüksiyonla falan alakası yok ne yaparsak yapalım böyle bir felakette seralarımız yerle bir olurdu zaten. İşin fıtratı bu.”

Bu mide bulandıran çabayı yorumlamayacağım. Herkes biliyor bu tür çabaların nedenini. Ancak şunu hatırlatmakta yarar var; dünyada bizim afet dediğimiz olaylara gülüp geçiyorlar. Bizim hortum dediğimiz şeyi, evine biblo yapar adamlar.

***

Üretim alanlarını vuran bu tür olaylardan sonra herkesin aklına bir dizi çare gelir; birincisi devlet kredi borçlarını ötelesin, faizleri bağışlasın hatta mümkünse bazı borçları silsin...

Devlet borçları silse de çiftçinin özel sektöre olan borcu esastır. Onu kimse silemez.

Akla gelen diğer bir konu tarım sigortası konusudur. Tarım sigortalarının önemli bir uygulama olarak devreye girdiğini düşünüyoruz ama tazminat miktarları ve tazminata konu olacak afetlerin kapsamı sigorta müessesesini de yetersiz kılıyor.

O yüzden artık başka bir çerçeveden bakmak zorunluluğu vardır. Üretim tesislerimizin afetlere karşı direnci maalesef son derece düşük. Çoğu iptidai yöntemlerle, kırık dökük malzemeyle çatılmış, “şimdilik iş görsün” diye yapılmış seralar. Büyük çoğunluğu mühendis eli görmemiş derme çatma yapılar. Demirci, kaynakçı ustalarının yaptığı seralar. Kar yükü, rüzgar yükü, statik hesabı falan hak getire… Havalar güzelken iyi. Ama küçük bir afet boyutunda bir şeyler oldu mu, herkes perişan…

Bundan yıllar önce bakanlığın seraların modernleştirilmesi amacıyla düzenlediği akıl fikir alma toplantılarından ikisine katılmıştım. Sera-Bir de bu toplantılarda kalabalık biçimde temsil ediliyordu. Amaç sera konstrüksiyonlarının yenilenmesi için kredi şartnamesini oluşturmaktı. O kadar zaman harcanıp çeşitli görüşler döküldü ortaya ama altından hiçbir şey çıkmadı. Neden sonuç alınmadığını saatlerce konuşabilir insan; o nedenle hepsini anlatmaya zamanımız ve yerimiz yetmez.

Ama temel iki nedenden bahsetmeden geçmemek gerekir. Birincisi bürokratlar amirlerinin yönlendirmesiyle çiftçiyi yeni bir yükümlülük altına sokmamak için özenli bir çaba içinde oldular. Yani bu işten hiçbir şey çıkmasın diye uğraştılar. Örneğin bir uzman diyor ki, “sera ölçeği asgari 10 dekar olsun, yoksa kredi çıkarmanın bir anlamı yoktur”. Ölçek meselesi pazarda bile en önemli sorunlarımızdan biriyken kamu buna şöyle yaklaştı; “3 dekar serası olan çiftçiyi gücendiririz, olmaz…”

3 dekar serası olan çiftçi şimdi gücenmedi mi?

O insanlar bilmiyor, hesaplayamıyor, öngöremiyor olabilir; devletin görevi öngörülemeyeni öngörmek değil mi?

Başka bir uzman diyor ki, “seralarda güvenilir gıda üretmek, sağlıklı, kalıntısız ürün çıkarmak için mesela oluk altı yüksekliğinin, havalandırma şartlarının kıstasları olmalıdır.”

Aynı nedenlerle kamu yine karşı çıkıyor; o anda karşı çıkmasa bile bir yönetmelik hazırlayacaksa kafasına göre, bilimsellikten uzak şartnameler hazırlıyor. Tek kaygısı oy kaybına yol açacak bir şey çıkarmamak…

O günlerde bu çalışma başlatılıp yürütülseydi, bugün muhtemelen Antalya sınırları içinde yenilenmemiş sera kalmayacaktı… Hortum, sel, fırtına gibi afetlere afet bile demeyecektik belki…

Üreticinin yegane işi üretmek değildir. Üretici, üretirken akıp giden hayatın tüm alanlarında belirleyici olmakla yükümlüdür. Bu onun vatandaşlık görevidir. Üretici vatandaşlık görevinde eksik kalırsa, önce kendisi, sonra bayisi, mühendisi, tüccarı, komisyoncusu, tüketicisi herkes kaybediyor.

Onu bırak, kendi çoluğu çocuğu kaybediyor.

Üretici bir afet ihtimali karşısında kendisi, komşusu, köylüsü, beraber çalıştığı komisyoncusu, devleti hükümeti nasıl bir tedbir alıyor diye sormakla yükümlüdür. Afet olduktan sonra değil; her şey yolundayken bu ihtimallere karşı tedbir almak zorundadır. Devletin kapısını çalıp “Arkadaş ben seramı fırtınada yıkılsın diye yapmadım! Bunu sağlamlaştırmak, konstrüksiyonunu iyileştirmek istiyorum; bana kredi ver” diyebilir.

Demiyor. Kara düzen; geldiği gibi gidiyor…

Şimdi yüzlerce sera yerle bir oldu. Daha fazlası muazzam hasar gördü. Ürünler telef oldu. Zarar görenler arasında şanslı olan çiftçilerimiz en az bir yıl kaybettiler. Bazıları daha da uzun süreler toparlanma fırsatı bulamayacak.

Yazık değil mi…?

Dünyada bu meseleler bambaşka şekillerde çözülüyor. İnsanlar birlikte hareket ediyor. Kooperatifleri var, birlikleri var, kardeşlik bağıyla çalışıyor insanlar. “Kardeşim kazansın, ben de kazanırım” şiarıyla yaşıyor insanlar. Örgütlenmiş adamlar, herhangi bir sorun uç verdiğinde o birlikte üye olan herkes ayağa kalkıyor! Çünkü dünyanın düzeni bu değil mi; bugün bana yarın sana!

Ama Türk toplumunun düzeni bu değil. O kadar paramparça bir sosyal ortamımız var ki, üç beş kişiden mütevellit aileler bile nasıl etsek de bölünsek derdindeler… Nasıl etsek de kanımız canımız olan kimselerden öte gitsek…

Derdimiz bu.

Bunu değiştirmemiz gerekiyor. Nasıl olur, ne kadar sürer bilinmez ama değiştirmek şarttır.

Üretmeyi, çalışmayı, ter dökmeyi bu kadar sevip de küçücük mevzularda bile komşusuyla, kardeşiyle hoş olamayan bir başka toplum var mıdır acaba?

Bu iki meseleyi beraber anıyorum çünkü aynı tezgahlarda üretmek, aynı işi yaparak hayatını kazanmak insanları birleştiren bir şeydir! Tarih böyle diyor.

 

Erdem Güner, bekirerdemguner@gmail.com

Etiketler:

afet, hortum, dolu, entansif tarım, tarım sigortası, tarım kredisi, sera
 
KÖŞE YAZILARI
© 2018 www.halpostasi.com