29.08.2018
Çarşamba
Türkiye’nin her yerinden üretimden çekilen çiftçi haberleri geliyor. 
 
Dövizdeki durdurulamayan yükseliş, gübre ve zirai ilaç piyasasının işleyişine büyük darbe vurdu. Olur ya, çevrenizde “Yok öyle bir şey” diyen kimseler varsa, bu yazıyı hatırlayın; o kimseler buz gibi yalan söylüyor. 
 
Bayilerin satışları durdurduğunu; tohum firmaları dışında hiçbir girdi tedarikçisinin pazar faaliyetlerini eskisi gibi sürdürmediğini, sürdüremediğini duyuyoruz. 
 
Tarım şirketleri, yıllık forkastlarını; eğer şirket olarak mali yıl takvimi farklı bir tarihte başlamıyorsa, her yılın sonunda (yılbaşından önce) yaparken gelen yıl için döviz kuru ortalama tahminini yapar. O tutar üzerinden de distribütör ve bayi sözleşmelerini düzenlerler. 
 
Eğer yılın orta yerinde dövizde anormal bir dalgalanma gerçekleşirse, ya tarım şirketinin yahut da müşterisinin hesapları alt üst olur. O nedenle de dövizle tedarik ettiği ürünleri ya tedarik etmeyi bırakır, ya da depodan çıkarmak istemez. Çünkü kaybetmek istemez, çünkü batmak istemez. 
 
Zaten uzun süredir ta Avustralya’dan, Hindistan’dan, ABD’den ithalat yapan firmalar korkudan neredeyse ‘palet palet’ mal getiriyordu; şimdi ithalatı tamamen durdurdular. 
 
Bu tür bir gelişme, korkunç bir şeydir çünkü üretim sürecinizle, çalışkanlığınızla ya da üretim araçlarınızın, kaynaklarınızın verimliliğiyle hiçbir ilgisi yoktur. Elinizde her şeyiniz var ama bağımlı olduğunuz kilit girdilere muhtaçsınız… 
 
Menkul; yani farazi bir değeri işaret eden kağıtlarınızın içi boşalmıştır. Hiçbir hedefi tutturamaz; zaman, para, güç ve enerji kaybedersiniz. 
 
Emek, varlık, süreç aynı; kazanan farklı
Emek aynı emek, varlık aynı varlık, süreç aynı süreç ama kazanan siz değilsiniz. Olay bu. 
 
Özet lazımsa şöyle diyebilirim: “Çalış!” Çalışalım. “Üret!” Üretelim… 
 
Ama biz yemeyelim. Özeti de bu. 
 
Tohum sektöründe neler oluyor?
Bu arada piyasadaki bu durgunluk eğilimine muhalefet eden tek segmentin tohum işi olduğunu söylemiştim; bu da başka bir felaketimizi hazırlıyor aslında. 
 
En iyi örgütlenmiş sektörlerden biri olan tohum sektörü, bedava tohum dağıtmak gibi akıl dışı promosyon uygulamaları da dahil kendi teknesinin dibini kazıyor. 
 
Gene cesaret edip de kimsenin dillendirmediği bir şeyi ifade etmeyi deneyelim; bu süreç de şaşırtıcı değil biliyor musunuz! 
 
Çünkü ıslahçı firmaların çeşit geliştirirken hasbelkader ürettiği çıkma, işe yaramaz çeşitler piyasada havalarda uçuşuyor resmen! 
 
3 oda 1 salon domates!
Pazara gidiyorsunuz; tezgahlarda mesela ‘pembe domates’ arayıp birer tane tadın lütfen. Üstün nitelikli bir pembe domates çeşidini 5 tezgahtan birinde bulabilirsiniz. Kalanında ya tel tel domates lifleri çiğnersiniz yahut içi boş; 3 oda 1 salon domatesiniz olur. 
 
Bu çerçöp kalitesindeki çeşitler ıslahçı firmalardan nasıl sızıyor bilen var mı? 
 
Birkaç farklı yolla sızıyor. Bildiklerimden birisi, bizzat ıslahçı firmanın ‘en azından elektrik faturasını ödesin’ diye çok düşük fiyatlarla kendi piyasasını zehirlemesi yoluyla gerçekleşiyor. Buna diyecek bir şey yok. 
 
Bir başka yolu da şirket içinden çeşitli biçimlerde sızmalara dayanıyor. Şirketlerin gizlilik ve güvenlik konusunda alması gereken çok ciddi tedbirler olmalı! 
 
Düşünsenize, siz süper bir çeşit buldunuz ama onu ararken niteliksiz 8-10 farklı çeşidi de hasbelkader geliştirdiniz. Kayıtlarınızı aldınız, niteliksiz çeşitleri arşivinize koydunuz, kapattınız. 
 
Birileri çalıyor, satıyor ve çoğu zaman bir yanıyla süper çeşidinize benzeyen kendi çakma çeşitlerinizle rekabet ediyorsunuz! 
 
Tohum sektöründe entrika bol. 
 
Sektör örgütlerinin bu konularda mevzuat çalışmaları olduğunu biliyoruz ama her şey dönüp dolaşıp siyasi iradeye dayanıyor. Bu konuda yapılması gerekenler yapılsa, iki ay içinde sektörde merdiven altı çapulcu diye bir şey kalmayabilir. Başka ülkelerde insanlar bu tür suçlar için onlarca yıl hapis yatıyor. 
 
Bizim ülkemizdeyse bazı çok kritik suçların, mevzuatta tanımı bile yapılmamış durumda. 
 
Boşalan tarım arazisi, girdi sektörünün kabusudur
Girdi pazarındaki durgunluğa dönersek; durgunluk sadece ticari bir piyasanın hareketsizliği anlamına gelmiyor. 
 
Üretim imkanlarını da ortadan kaldırıyor. Üretim araçlarımız var ama üretemiyoruz. İş bu noktaya gelecek. 
 
Daha kötüsü mü? Çiftçiliği terk eden insanlar eğer bir yolunu bulup da başka meşgaleler edinirse, üreten insan sayısında ve üretim yapılan arazi miktarında da azalma yaşanacak. 
 
O zaman girdi firmalarının dertleri de artacak çünkü girdi firması kaç kişinin ürettiğine bakmaz; kaç dekarda üretildiğine bakar. Boşalan tarım alanları, girdi piyasalarının kabusudur. Yahut kabusu olmalıdır. 
 
Bir sürü soru
Bu çiftçiler neyle geçinecekler? Üretim zorlaştıkça hala üretmeye devam edebilenlerin uyguladıkları yöntem ve teknikler sofralarımızın güvenliğini de tehdit etmeye başladı! 
 
Zaten zehir kalıntısı açısından şanımız fezaya yükselmişti; şimdi daha ve daha ucuz üretmenin yollarını arıyoruz. Nasıl daha ucuz üreteceksin? Satın alman ve uygulaman gereken girdileri daha ucuz seçeneklerle ikame edeceksin yahut hiç uygulamayacaksın. 
 
Çiftçi sayısı azalırsa ve üretim yapılan arazi daralırsa on binlerce girdi firması nasıl ayakta duracak? İşin bölgesel tarafı yok; hangi bölgeye dokunsan aynı sesler geliyor; “üretmenin imkanı kalmadı”… Çay, fındık, kiraz, buğday, pancar, ayçiçeği, pamuk, elma, narenciye… Fark etmiyor. Sorunumuz bölgesel veya ürün bazlı bir sorun değil. Ulusal ölçekte ekonomik bir mesele. 
 
İşin ilginç yanı; geniş kitleler olarak ayrışmış da olsalar, manevi olarak birbirine angaje olmuş milyonlarca insanımız var ama üretme, yaşamımızı kazanma, geçinme bahsinde bir araya gelmeyi; ortaklaşa ilerlemeyi; imece geleneğini hatırlamayı aklına getiren kimsecikler yok… 
 
İnceleyen olsa çok ilginç çıkarımlar yapabilir; ülkemiz gerçekten sosyo-ekonomik deney sahasına döndü. 
 
 
Erdem Güner, bekirerdemguner@gmail.com

Etiketler:

döviz, kur, durgunluk, devaluasyon, tarım, tohum, girdi
 
KÖŞE YAZILARI
© 2018 www.halpostasi.com