08.08.2018
Çarşamba
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, ilk 100 günlük eylem planını açıkladı. 
 
Hemen şunu söylemek isterim; 100 günlük eylem planını okuyunca, Milli Eğitim Bakanlığındaki gibi farklılık arz eden bir görüntü alamadık. 
 
Devletin destekleme programlarının artarak devam edeceğini; daha önce uygulanan ama kamuoyundan pek olumlu tepki almayan bazı teşviklerin benzerlerini göreceğimizi; arazi toplulaştırma çalışmalarının süreceğini; sularımızla ve sulamayla ilgili çalışmalar yapılacağını ve Sudan’da Türkiye’ye tahsis edilen geniş arazinin Türk yatırımcılara açılacağını öğrendik. 
 
Herkes hemfikir; değişim gerekiyor
Benzer teşvik ve destek uygulamalarıyla ilgili görüşlerimi daha önceki yazılarımda ifade etmiştim. İlk 100 günlük icraat planında benim dikkatimi çeken en önemli şey; Güneydoğu Anadolu’da (belki biraz Doğu Anadolu’ya da etki edecek) yürütülen sulama projelerinin tamamlanan kısımlarının nihayet üreticiye sirayet edeceği konusu oldu. 
 
Tabi 100 günlük icraat planının çok farklı heyecanlar yaratmasını beklemek doğru olmayabilir. Ama herkesin hem çok, hem de derin beklentileri var ve insanlar sürekli neyin değişeceğini soruyor. Çünkü bir şeylerin değişmesi gerektiğinde, herkes hemfikir. 
 
Sözler uçar, kaybolur
Ülkenin güneydoğusunda planlananlar dışında bu beklentilere dair hiçbir işaret yok. O planlamaların da detaylarını bilmeden bölgenin muazzam işsizliğine, topraksızlığına, yoksulluğuna nasıl etki edeceğini öngörmemiz mümkün değil. 
 
İşsizliği, topraksızlığı ve yoksulluğu değiştiremeyecekseniz; bunlarla ilgili heyecanlar yaratamayacaksanız sözleriniz havada uçuşup kaybolur. 
 
Biz gene de işin olumlu tarafını görmeye çalışarak, Sayın Bakan’ın atandığı günlerde yaptığı, arazi kiralamakla ilgili açıklamalarla birleştirip, gündemi okuyalım. 
 
Devletin hevesi ve çabası
Okuyalım ve ilk 100 günü takip eden daha uzun dönemlerde neler beklenebileceği hakkında düşüncemizi söyleyelim. 
 
Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde altyapı çalışmalarının nihayet tamamlanması, çok önemli bir gelişme. Optimum ölçekli araziler kiralama ve bu arazilerde üretim yapacak kooperatifler oluşturmada devletin hevesi ve çabası olmalıdır. Yoksul ve topraksız üreticilerin ortak olacağı bu kooperatifler, profesyonellerce yönetilmeli; devletin müfettişlerince de denetlenmelidir. 
 
Tabi o bölgelerdeki karşı konulmaz görünen aşiret sultasının kooperatiflerin gereği gibi çalışmasına nasıl yaklaşacağı da önemli. Memlekette nedense bölge tarımı tartışılırken, bütün meseleler aşiretler hiç yokmuş gibi tartışılır. 
 
Aslında başka bölgesel sorunları da tartışırken; hiç sanki oralarda bir aşiretçilik olgusu yokmuş; devlet çatısı altında yerel devletçikler gibi hüküm süren ağalar yokmuş gibi konuşulur. Ne büyük yanlış! Ne büyük ahmaklık! 
 
Bendeniz günümüz Türkiye’sinde daha büyük bir gaflet düşünemiyorum.
 
Meşum üreticiyi yolma üçgeni!
Neyse. Kooperatifçiliğin dünyada birçok örneği var. Kibbutzlar ve kolhozlar en önemli ve başarılı örneklerdir. Kopyalamak zorunda değiliz ama bizim kooperatifçilik tecrübemizi düşününce, bu örneklerden öğrenecek çok şeyimiz olduğunu düşünüyorum. 
 
Unutmadan şunu da hatırlatalım; bu kooperatiflerin kendi ürettiği mallarla ticaret yapmasına izin verilmeyecekse, hiç bu mevzulara girmemekte fayda var. Devlet bugün üreticiye diyor ki “Malını satacaksan, bireysel olarak satabilirsin. Bir araya gelip de, birleşerek, tek elden satış organizasyonu kuramazsın!” 
 
Yani, alıcı şirketleri korumaya ve alıcı şirketler karşısında üreticiyi ezmeye çalışsanız; daha mükemmelini düşünemezsiniz. 
 
Tabi, böyle kooperatifçilik gibi üreticileri bir çatı altında güç birliğine yöneltecek bir takım projeler için komisyoncu, süpermarket, tüccar üçgeninde muazzam bir savaş vermek gerekeceğini de bilmek gerekir. Başka bir sözcük yok: “savaş”. 
 
Tarımsal ürün ticaretinin menkul değerler üzerinden yürüyebileceği bir piyasa düzeni kuramamış olmamız da doğrudan aynı savaşın sonucudur. 
 
Menkul kıymetler ticareti
Ürün ticaretinin menkul değerlerle ilerlemesi; ticaretin hızlı, güvenilir ve sürdürülebilir olması demektir. Alıcıyla satıcı arasındaki ilişkiyi belirleyen çok basit ve net hukuki düzenlemeler vardır. Bu ikisi birbirini görmez bile! 
Kimden satın alacağınız ve kime satacağınız konusunda tasalanmazsınız. Mal bellidir; kalitesi, randımanı bellidir; fiyatını da piyasa belirler; tonajı, teslimat yeri vs. yazılır çizilir, bedeli hesaba yatar; mal kapıya teslim edilir yahut kapıdan teslim alınır. Tertemiz! 
 
Yani sürekli akan, devam eden bir düzen vardır. Sistem vardır. Böyle bir piyasanın coğrafyası yoktur, gerçek bir piyasadır; her yerden her yere erişebilirsiniz. 
 
Herkesin yaptığı, herkesin gözünün önünde
Yalnız bir sistem işletmenin bazı kötü (!) tarafları da var, elbette. Mesela fırsatçılık, istifçilik yapamazsınız. Bunu deneseniz bile, işlemleriniz anlık olarak herkesin gözü önünde gerçekleşeceği için kimseyi rahatsız etmez. Paran var alıyorsun; aynı anda ben de alabilirim. Sistem fırsatçılığı yasal süreç içine hapsediyor. Sorun yok. 
 
Başka bir husus da şu; günlük piyasada yerel handikapları kovalayıp, paydaşların zaaflarından kolay, kolay kâr elde edemezsiniz. 
 
Üreticinin ekonomik zayıflığı üzerinden onları ezerek, baskılayarak kâr edemezsiniz. Başka alıcılarla işbirliği yapıp, (bunu en iyi kiraz üreticileriyle fındık üreticileri bilir) fiyat tekeli oluşturmanız imkansız olur. 
 
Kimin, hangi mala, ne teklif vereceğini belirleyemez; kimin neyi ne kadar satın alacağını bilemezsiniz ama herkesin yaptığı herkesin gözünün önünde olur. 
 
İşte bu nedenlerle lisanslı depoculuk konusunda da mesafe alamıyoruz. Lisanslı depoculuk, ürün ticaretinin menkul kâğıtlarla yapılabilmesini sağlayacak olan en önemli altyapı müessesesidir çünkü. Bu müesseseyi oluşturmadan sağlıklı bir piyasa düzeni kuramazsınız. 
 
Bu konuda yıllar önce İspanya Barcelona’da kurulu Mercabarna Toptancı Hali’nin ortaya koyduğu örneği tanıma fırsatı bulmuştum. Bu yazının görselleri Mercabarna’nın görüntüleridir. İzninizle bu muazzam öğretici örneği, başka bir yazıda anlatmak istiyorum.
 
Herhangi bir sistem önerisi duvara toslar
Lisanslı depoculuk konusunda üç paralık mesafe alamamamızın başat nedeni de yine aynı meşum üçgendir. 
 
Toptancı hallerinin sadece meyve sebze halleri olması yerine; tüm gıda ürünlerinin piyasasının oluşacağı tesisler haline gelmesi fikrini öldüren de aynı üçgendir. 
 
Daha kestirme bir ifade kullanalım; geçerliliği olan herhangi bir sistem önerisi, bütün hızıyla bu üçgenin kayalık duvarına kafasını toslayacaktır. 
 
Çünkü yüzlerce yıldır sistemsizlikten beslenen bir iş kültürümüz var ve ona yakışır şekilde böyle dumanlı, puslu bir sektör piyasası işletiyoruz. Sistem fikrine inanan, güvenen hiçbir paydaşımız yok.
 
Sistemimiz olmadığı için birbirine güvenen paydaşlarımız da yok. Yani sisteminiz varsa hukukunuz vardır; hukukumuz yok. O gün kim bastırırsa o kazanır, öbürü ezilir. Basit, kesin ve net bir kural; herkes öğrenebilir.  
 
O nedenle birçok meslek örgütümüz, derneklerimiz, STK’larımız falan sırf tabela ve koltuk! 
 
İş üretebilen, en azından üyeleri için faydalar üretebilen örgütlerin sayısı, bir elin parmaklarını geçmez. 
 
Herkes çiftçinin varlığına bağımlı
Her şeyin odağında çiftçi var derler. Aslında bunu biraz farklı biçimde söylemeyi tercih ederim, şöyle; herkes çiftçinin etine buduna saldırır. Üreten; bir değer yaratan, fayda yaratan odur. O değerin etrafında marketler, bayiler, tüccarlar, komisyoncular, nakliyeciler, hamallar falan herkes toplanır payını almaya çalışır. Düzenin temel açmazı bu; herkesin temel eylemi çiftçiyi yok etmeye kodlanmış ama herkes çiftçinin varlığına bağımlı. 
 
Herkes ahlaklı, edepli ve kanaatkâr olabilse, herkes mutlu olabilir. Değilse devlet ahlaksız, edepsiz ve açgözlü olanı cezalandırmak; olmayanı da ödüllendirmek suretiyle bir sistem dayatabilir. Keşke devlet, işleyişin içine müdahale etmeden ve ama piyasanın hızını, güvenilirliğini ve istikrarını sağlayacak tedbirleri alsa. 
 
Bu tedbirleri artık ortaokul çocukları bile biliyor. 
 
Bilmediğimiz şey, bu çabanın zülfüyâre dokunmadan sonuç vermeyeceği gerçeğidir. 
 
Zülfüyâre dokunmadan iyi bir şey üretmeniz söz konusu değil. 
 
 
Erdem Güner, bekirerdemguner@gmail.com

Etiketler:

tarım,sebze,meyve,toptancı hal,mercabarna,pakdemirli,kooperatif,güneydoğu,doğu
 
KÖŞE YAZILARI
© 2018 www.halpostasi.com