25.05.2018
Cuma

Buğday Derneği, geçtiğimiz günlerde “doğal” ifadesinin tarım ürünleri pazarlarken kullanılmasının yasaklanması için bir kampanya başlattı.

Buğday Derneği’nin girişimi, son derece isabetli ve çok büyük bir problemin zerre düzeyindeki parçasıdır.

Türkiye’de tüketici kamuoyu, tarım ürünlerinin nasıl üretildiğini bilmiyor. Hoş bu konuda –devlet dahil– kapsayıcı bilgisi olan da yok. O nedenle çarşıda, pazarda tezgahtarlar ver ediyor coşkuyu!

Alıcısı bol nasıl olsa.

Büyükşehirlerde yoğunlaşan okumuş yazmış tüketiciler, çocuklarını beslerken en çok tedirginlik duyan kesim. Yumurta alırken ‘antibiyotikli midir’ diye; sebze meyve alırken ‘kalıntı var mıdır’ diye; her türlü tarım ürünü hakkında ‘acaba GDO mudur’ diye dert ediniyorlar.

Bilgiye böylesine yoğun talep varken; ünvanlı–münvanlı, üfürükçü kılıklı kendini bilmezlere de gün doğuyor, tabi. Her kafadan bir ses çıkıyor!

Bir tek tarım ürünü üretenlerden çıt çıkmıyor.

Acayip bir şey.

Gazeteci olarak garipsediğim bir şey varsa aklına gelmeyen soruları sorar, çıkarımlar yaparım.

Üretim camiasının umurunda bile değil

Bu konuda da aynısını yaptım. Bulduğum ilk soru şöyle; üreticiler ve genel olarak üretim camiası (girdi firmaları, kooperatifler, birlikler, bakanlık vd dahil) neden cevapları gayet apaçık olan bu konularda bilgi paylaşmamayı tercih ediyor?

Kendimce cevaplayayım; üretim camiası ‘organik’, ‘doğal’ falan gibi istismar edilen kavramlar çerçevesinde herkesten daha doğru açıklamalara sahip. Ama o mevzulara girmeleriyle beraber aslında bambaşka birçok zararlı uygulamayı da tartışmaya açacakları için sessiz kalıyorlar.

Yoksa milyarlarca dolarlık sektörde köşeleri tutmuş binlerce firma varken; üç kuruşluk kamuoyu çalışmasının maliyetinden çekindikleri için değil.

Bir başka vakıa da şu: yurt içindeki tüketim miktarları yerler gökler yıkılsa da çok fazla değişmiyor.

Öyleyse Türkiye kamuoyunun “doğaldı, organikti, kalıntıydı bilmem ne” takıntılarını kim umursar!?

Hiç kimse umursamaz. Hiç kimse umursamıyor.

Ne zaman televizyonlar abuk sabuk bir haber yayınlarsa, o gün odalar, borsalar falan aracılığıyla ir feveran koparılıyor; onsan sonra her şey yoluna giriyor. Bir günde.

Çünkü o türden saçmalıkları aktaran TV haberleri o günkü piyasayı biraz etkiliyor; ertesi gün her yer süt liman! Yırtınacak bir şey yok! Dert edinmeye gerek yok!

En fazla o gün hale mal götüren çiftçi perişan olur. Bunun dışında problem yok.

Dolayısıyla piyasamızın düsturu şudur: “Aman kimse hiçbir şeyi, mümkünse kurcalamasın; tezgah bir şekilde yürüyüp gidiyor, bir sürü iş çıkarmayın başımıza!”

İthal ettikçe, üretim problemlerimizi de ihraç edeceğiz

A–Haber izlemiyorsanız, yurt içinde tarımsal üretim konusunun geldiği noktayı da biliyor olmalısınız. Artık hiçbir üründe korumacı politikalar uygulanmıyor. Her şeyi ithal edebiliyoruz. Haliyle çiftçimizin başını iki elinin arasına alıp düşünmesi lazım; “birkaç yıl sonra ne iş yapacağım?” diye.

Her şeyi ithal edebildiğimiz için; ürün güvenilirliği konusundaki yığınla problemimizi de ihraç etme imkanı buluyoruz.

Yarın bir gün biz de mesela Fas ürünleri için güvenilir sertifikalar arayacağız. Çünkü yurttaşlarımızın sağlığı bizim için çok önemli!

Hasılı, yurt içindeki tüketimin önemi giderek azalacak. Zaten ürün yurtdışından geleceği için dert etmeyeceğiz, fazla.

Büyük firmalarımız da bunun farkında. O yüzden tamamen ihracata angaje olmuş durumdalar. Yurtiçi tüketicinin tutumu öyle veya böyle olmuş, çok ilgili değiller.

Bu konuda tohum firmalarının aslında önemli bir problemi perakendecide çeşit adlarının kullanılmıyor olmasıdır ama ben bugüne kadar çeşit adlarının kullanılması için çaba harcayan bir tohum firması görmedim. Binlerce çeşit var, pazarda en fazla ‘pembe domates’ yahut ‘salkım domates’ falan diyebiliyorsunuz. Yüzlerce pembe domates çeşidi içinde, yenilir yutulur çeşit sayısı üçü beşi geçmez, halbuki! Ama 40 yıllık halciler de dahil kimsenin çeşit falan umursadığı yok.

“Tüketici talep etmiyor” savı, boş laf!

Deniyor ki “Çünkü tüketici çeşit adıyla talep etmeyi öğrenmiyor”.

Hayır, kardeşim; öyle değil!

Tüketici kendi kendine öğrenecek değil ya! Birilerinin anlatması, öğretmesi gerekiyor.

Ama kimse öğretmek istemiyor çünkü bu mesele o kadar önemli bulunmuyor. Firmalar, o enerjiyi ihracat için harcamayı yeğ tutuyor.

Ne diyelim; haklıdırlar.

Bunlar işin üretim camiasını ilgilendiren işler. Bir de tüketicinin ıstırabına değinelim.

İstanbul’da ve birçok büyükşehirde ‘organik üretim merkezi’, ‘doğal ürün’, ‘gezen tavuk’ gibi tabirlerle ürün pazarlamasının yeni bir konsepti aldı başını yürüdü.

Bazı kamu yararı güden dernekler de bu trendi büyütecek şekilde davranıyor.

Böyle bir şey yok değerli okurlar. O dediğiniz şeyler falan hiç yok. Varsa da yok!

Meselenin açmazını yumurta üzerinden örnekleyip, anlatmaya çalışalım.

İstiyoruz ki sağlıklı, güvenilir yumurtalar alabilelim, ailecek güvenilir ürün tüketebilelim. Çiftliklere tıkıştırılıp yüz türlü ilaçla yetiştirilen tavukların yumurtası olmasın; az fazla ödeyelim, güvenilir yumurta yiyelim diyoruz.

Bunu kim denetliyor Allah aşkına?!? Kim belgeliyor o yumurtanın güvenilir olduğunu?

Hiç kimse.

Fiyatlarına bakıyoruz. Diyoruz ki “60 kuruşa yumurta mı olur? Muhakkak çiftlik yumurtasıdır, sağlıklı yumurta en azından 110 kuruş olmalı!”

110 kuruşluk yumurtanın güvenilir olduğunu kim söyledi, peki? Her gittiğinizde 110 kuruşluk yumurtaları tezgahın üstünde görebiliyorsanız (oradan yumurta alan tek insan değilseniz) bir sıkıntı var demektir.

Çünkü kitlesel üretim yapmadığını söyleyen üreticinin o kadar yumurtayı arz etmesi imkansızdır. Ne olacak? 10 dönümde tavuk gezdiren bir çiftçi günde 5000 yumurta mı sunacak piyasaya?

Nereye varsanız tezgahlarda dolaplarda samana bulanmış gezen tavuk, doğal yumurta paketleri var!

Bunlarla bu şekilde baş edemezsiniz.

Toplum olmak

Sebze, meyve, et, süt, yumurta falan, bütün üretim tesislerinin üretim biçimlerini, ürün standartlarını, ürün kalitelerini kontrol edip belgeleyen; sertifikalandıran ve fiyatı dahil bütün satış süreçlerini de denetleyip kontrol altında tutan bir merci olması gerekir.

O merciin görevini eksiksiz biçimde yerine getirmesi, uyumsuz davranan üreticileri firma ve şahıslar olarak bir daha üretim faaliyeti yaptırmamaya varacak cezalarla zapt etmesi gerekir. Aksi yöndeki her türlü düzenleme yalandır.

O mercie de hepimizin güvenmesi gerekir.

Tabi önce hepimizin birlikte yaşamaya niyetimiz olması gerekir.

Bu niyet olmadan kimse birbirine söz veremez, verse de tutamaz; kimse birbirini umursamaz, kimse başkasının halini falan düşünmez. Herkes kendi gemisinin kaptanına dönüşür. O da hiçbir şeyi çözmez.

Kısacası, birlikte yaşamayı istemeliyiz. Yani bir toplum olmalıyız.

 

Erdem Güner, bekirerdemguner@gmail.com

Etiketler:

organik, yumurta, doğal ürün, perakende, tüketici, üretici, buğday derneği
 
KÖŞE YAZILARI
© 2018 www.halpostasi.com