06.04.2018
Cuma

Türk tarımının başka ülkelerden nasıl göründüğünü araştırmak üzere yabancı tarım yayınlarını ve bazı özel istatistik kuruluşlarını bir süredir takip ediyorum.

Önce şunu söyleyeyim; burada olup biten her şeyi aşağı yukarı biliyorlar hatta bazı detaylara da hâkim durumdalar. Ancak bakış açıları elbette işlerin kural, nizam ve düzen çerçevesinde ilerlediği tahminine dayanıyor.

Hâlbuki işler öyle yürümüyor…

Arazi parçalılığı

Mesela Türkiye’de önemli bir arazi parçalılığı sorunu olduğunu biliyorlar ve devletin bu konuda ciddi çalışmalar yürüttüğünden haberdarlar. Ama miras hukukumuzun bu çalışmaların karşısında nasıl bir engel teşkil ettiğini bilmiyorlar.

Miras yoluyla bölünen arazileri birleştirmek için devletin dayattığı devir–teslim formülleri pek bir işe yaramıyor. Çünkü mülk, arazi, gayrimenkul kavramları ülke insanı için neredeyse tek güvence kaynağı olmuş. Gelecek güvencesi dediğiniz zaman topraktan daha evla hiçbir kaynak olamaz. Bu da arazi toplulaştırmasıyla ilgili işleri en iyi ihtimalle geciktiriyor.

Bir devlet için acıklı bir durum.

Piyasadaki aracılık faaliyetleri

Başka bir örnek; aracılık faaliyetlerinin tarımsal ürün ticaretinde bazı süreçleri olumsuz etkilediğini vurgulayan, belki bir düzine kaynağa rastladım. Ama komisyonculuk müessesesinin aslında bankaların yapması gereken finansörlük işini neredeyse tamamen üstlendiğinden bahseden tek satır okuyamıyorsunuz.

Durum öyle bir boyuta geldi ki, bugün komisyoncular aniden devreden çıkıverseler, bankaların tarım sektöründeki iş hacmi belki on katına çıkar.

Ama tabi, iki yıl içinde küçük ve orta ölçekli çiftçi diye bir şey de kalmaz, ayrı mesele.

Bu konu tam bir açmaz içinde…

Üreticilerin komisyoncularla ilişkisinin sürekli borçlanmaya dayalı bir bağımlılık ilişkisi olduğundan da bahseden yok.

Sırf bu nedenle çiftçi hangi türü, hangi çeşidi ekeceğinden tutun; malını nereye satacağına kadar hiçbir süreçte söz sahibi olamıyor. Kendi arazisinde başkalarının talimatıyla iş yapıyor. Bunun asıl adı nedir, okuyucunun takdirine bırakıyorum…

Perakende sektörünün inanılmaz açlığı!

Bir başka konu da perakendecilik sektörüyle ilgili. 1954’te Adnan Menderes hükümeti sırasında çıkarılan ve hiçbir başka hazırlık yapılmadan yürürlüğe giren Yabancı Yatırımları Teşvik Yasası sayesinde, İsviçreli Migros’la başlayan süreç bugünkü vaziyeti biçimlendirdi.

Devlet hala, Hal Yasası adıyla bilinen düzenlemede yapılıp duran sayısız değişiklikle, perakendeci kuruluşların ülkemiz piyasasındaki yerini tarif etmeye çalışıyor.

Öyle bir durum söz konusu ki ne komisyonculardan vaz geçebiliyoruz, ne de perakendecilerin doymaz karınlarını doyurmamız mümkün oluyor.

Tam bir kaos ortamı hakim ama herkes sanki her şey yolundaymış gibi davranmaya devam ediyor!

Perakendeciler tartışmaya kamuoyu düzeyinde asla girmiyorlar. Onlar tüketiciye en kaliteli ürünü, en hızlı şekilde ve en uygun fiyatlarla sunduklarından bahsedilmesini istiyorlar. Başka bir tartışmaya dâhil olmak onların cehennemi resmen.

Öbür tarafta komisyoncular, varlıklarının teminatını devletle ilişkilerinde gördükleri için kamu kadrolarını rahatsız etmemek adına söylemek istediklerini hiçbir zaman söylemeden, cevahiri kurtarmanın derdindeler.

Türkiye; tam bir perakendeci cenneti!

Tabi bu süreçte perakendeciler Hal Yasası’nın getirdiği başıboşluk ortamı sayesinde kendi tedarik organizasyonlarını, doğru dürüst vergi bile vermeden, istedikleri gibi kurup yürütüyorlar. Yani ne toptancı hale girme mecburiyetleri var, ne de başka bir kontrol mekanizmasıyla alakaları var. Kendi ürün alım merkezlerinde neyi beyan ediyorlarsa, onun hesabını veriyorlar. Beyan neyse, o.

Madem bu şekilde yürüyebiliyor işler, devletten ricamız bütün mükelleflere, mükellef beyanına dayalı vergi sistemi getirsinler. Harika olurdu!

Ekonomi idaresi, devlet kadroları arasında işi çok iyi bilen uzmanlar olmasına rağmen; göçü yolda düzelten kalabalıklarca yönetiliyor.

“Parayı takip et!”

O kadar özgürlükçü bir anlayışları var ki, daha özgürlükçüsünü görmedik! Hiçbir nizamları yok. “Canım yandı, batıyorum” diyene yegâne tavsiyeleri şu: “Parayı takip et!”

Evet. Parayı takip edersen sistem, düzen, nizam ne olursa olsun kazanırsın. Ahlak, devamlılık, hakkaniyet, çocuklarımıza nasıl bir ticaret ortamı bırakacağız, nasıl bir ülke, nasıl bir dünya devredeceğiz; bunlar falan hiç önemli değil…

Parayı bul da, gerisi için Allah kerim!

Neyse… Lafın kısası, yabancı ülkelerde Türkiye tarımını merak edenler hakkımızda bilgi topluyorlar ve elde ettikleri veriler doğrultusunda da kanaatler geliştiriyorlar. Mesela zannediyorlar ki, burada her şey kitaplarda yazıldığı gibi yürüyor; herkes vergisini veriyor, kimse yasakları delmiyor, kimse kimsenin hakkını yemiyor, kimse kimsenin işine çomak sokmuyor.

Hâlbuki öyle değil. Perakende sektörü aldı başını gidiyor. Bugün tüketicinin ve üreticinin ortak derdi, iki kesimin de tarımsal ürün pazarında hiçbir etkinliğinin olmamasıdır. Pazarı da perakendeciler kontrol ediyor. Önlerinde hiçbir engel yok resmen! Yabancı sermaye düzenlemeleriyle yerli ortaklar eşliğinde ülkemize gelip kuralsız, sorumsuz bir para kazanma fırtınasında yerleşiyorlar.

Sömürge ne demektir?

Tabi yabancı sermaye; gittiği ülkeye hiçbir zaman gönendirmek, zenginleştirmek için gitmez. Yabancı sermaye dediğimiz şey; ülkeye yatırım yapar, para kazanır, kazandığını öyle veya böyle kendi ülkesine taşır, şartlar bozulduğunda da parasını ve diğer varlıklarını alıp, ülkesine döner.

Vahşice kazanırken hem kaynaklarını hem üreticisini, hem de tüketicisini istediğin gibi kullan, elverişli şartlar ortadan kalkınca da terk et.

Şaşırtıcı değil mi? 100 yıl öncesinin sömürge tanımını yaptık! Bir vatansever için böyle bir düzen olamaz…

Diyeceksiniz ki, “yabancı tarım yayınlarının yahut yabancı istatistik kuruluşlarının hakkımızda ne düşündüğünden bize ne!”

Bir açıdan haklı olabilirsiniz.

Ama hem “yabancı sermaye ülkemize gelsin, gelirken de bolca para getirip etrafa dağıtsın” deyip hem de “yabancıların ne düşündüğünden bana ne!” diyemeyiz.

İkisinden birinden, vazgeçmemiz gerekir.

Bana kalırsa yabancı sermayenin gelmesini istiyorsak da yabancı sermayeyi ülkemizden sonsuza kadar def etmek istiyorsak da seçeneğimiz tektir.

“Yabancıların ne düşündüğünden bana ne” demekten vaz geçmeliyiz.

 

Erdem Güner, bekirerdemguner@gmail.com

Etiketler:

yabancı sermaye, perakende, komisyoncu, hal yasası, toptancı, hal, arazi parçalılığı, sömürgecilik
 
KÖŞE YAZILARI
© 2018 www.halpostasi.com